Pazar, 6 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Şule Yüksel Şenler: Türkiye'de kimlik mücadelesinin kalbinde bir başörtüsü ve kalem

Şule Yüksel Şenler: Türkiye'de kimlik mücadelesinin kalbinde bir başörtüsü ve kalem Türk yazar ve gazeteci Şule Yüksel Şenler, başörtüsünün toplumsal ve siyasi açıdan yoğun tartışmalara konu olduğu bir dönemde örtülü kadının kamusal alandaki varlığının pekişmesine katkıda bulunmasıyla ve genç kızların başörtüsüne yönelmesindeki rolüyle tanınır. On dört yaşında hikâye yazmaya başlayan Şenler, ardından gazetecilik dünyasına adım atarak çeşitli gazete ve dergilerde yazdı. Meslek hayatı boyunca pek çok güçlük ve çatışmayla yüzleşmek zorunda kaldı; ancak inançlarından hiçbir zaman taviz vermedi. Şenler başörtüsünü yetiştiği ortamdan devralmadı; uzun bir arayış ve iç hesaplaşma sürecinin ardından yirmi yedi yaşında örtünmeye karar verdi. O dönemde gazetecilik alanında kadın sayısı zaten son derece azdı; başörtülü bir kadın gazeteci olması yazılarına ayrı bir ilgi kazandırdı. Türkiye genelinde konferanslar vermeye başlayınca pek çok genç kız onun başörtüsü tarzını benimsedi ve bu tarz "Şule Baş" adıyla anılır oldu. Bu artan etki, toplumla ve yetkililerle çeşitli çatışmaları da beraberinde getirdi. Şenler, laiklik ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle davalarla karşılaştı; Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile yaşadığı gerilim sonucunda 1971 yılında sekiz ay hapis yattı. Cumhurbaşkanı'nın iki ay sonra af çıkarmasına karşın Şenler affı reddederek cezasını tamamlamakta ısrar etti. Şule Yüksel Şenler, uzun süren bir hastalığın ardından 2019 yılında seksen bir yaşında hayatını kaybetti. Edebi ve gazetecilik mirası ile başörtüsü meselesindeki etkisi Türk kamuoyundaki tartışmalarda canlılığını korumaya devam etti; adı muhafazakâr çevrelerde saygıyla anılırken Türkiye'deki muhafazakâr-laik gerilim bağlamında tartışmalı bir figür olmayı sürdürdü. Doğum ve Yetişme Yılları Yüksel Şenler, 29 Mayıs 1938'de Kayseri'de, Kıbrıs kökenli bir ailede doğdu ve altı kardeşin üçüncüsü olarak büyüdü. Altı yaşındayken babası Kayseri'deki işini bıraktı ve aile İstanbul'a taşındı. Şenler ilk öğrenimini Fatih ilköğretim okulunda gördü; ailenin Süleymaniye semtine taşınmasının ardından Koca Ragıp Paşa İlkokulu'nda eğitimine devam etti. Daha sonra ortaokul eğitimini sürdürmek için bir Kız Enstitüsü'ne yazıldı; ancak annesinin hastalanması üzerine ikinci sınıfta okulu bırakmak zorunda kaldı. Türk Dil ve Edebiyat Derneği'nin aktardığına göre Şenler bunun ardından İstanbul'da bir terzinin yanında çalışmaya başladı; burada edindiği dikiş ve tasarım deneyimini ilerleyen yıllarda başörtüsü ve pardesü tasarımlarında kullandı. Edebiyata büyük ilgi duyan Şenler, boş zamanlarını okuyarak geçirdi. Okumaları arasında Keriman Nader, Muazzez Tahsin, Peyami Safa, Nihal Atsız ve Rus romancı Lev Tolstoy gibi yazarlar yer alıyordu. Bunun yanı sıra resim, müzik ve ney ile kanun çalmayı da öğrendi. Yazarlık Kariyeri Yüksel Şenler yazarlığa erken yaşta başladı. On dört yaşında ilk hikâyesi "Yılbaşı" dergisinde yayımlandı; adının erkeksi çağrışımı nedeniyle yazılarını "Şule Yüksel" olarak imzaladı. On beş ve on altı yaşlarında ise "Yeni İstanbul" gazetesinde hikâyelerini yayımlamayı sürdürdü. Yirmi yaşına geldiğinde "Kadın" gazetesinde köşe yazarlığı yapmaya başladı. Gazetecilik kariyeri boyunca "Hür Söz" ve "Millî Gazete" başta olmak üzere çeşitli gazetelerde yazdı; "Bugün" gazetesinin yayın kuruluna da katıldı. Başörtüsü ve Toplumsal Etki Şenler'in üç yaş büyüğü olan ağabeyi Özer Şenler, "Risale-i Nur" külliyatının müellifi Kürt-Türk âlim Said Nursî'nin talebelerindendi. Özer, kız kardeşini uzun süre başörtüsü takması için teşvik etti; ancak Şule bu telkinlere uzunca bir süre kulak vermedi. Ağabeyinin ağır bir hastalık geçirdiği dönemde Şule, onun isteğini kıramamak için Risale-i Nur okuma oturumlarına katılmayı kabul etti. İki yıl süren bu süreç hayatında bir kırılma noktası oldu; bu dönemde derin bir arayış ve iç muhasebe sürecine giren Şenler önce namaz kılmaya başladı, ardından 1965 yılında başörtüsü takma kararı aldı. Medeniyet Vakfı'nın web sitesine göre Şule'nin bu kararı büyükannesinden olumlu karşılık görmedi; büyükannesinin onu "hizmetçiye" benzettiği ve defalarca vazgeçmesini istediği aktarılmaktadır. Ancak bu baskılar Şule'yi kararından döndüremedi. O dönemde gazetecilik alanında kadın varlığı zaten oldukça sınırlıydı; örtülü bir kadın gazeteci olması Şule'ye katmerli bir ilgi kazandırdı. Başörtülü öğrencilerin üniversitelere kabul edilmesi ve eğitimlerini başörtüsüyle sürdürebilmeleri için mücadele etti; başörtüsünü eğitimli Müslüman kadının hayatında kalıcı kılmaya çalıştı ve genç kadınları "modanın pençesinden" kurtulmaya davet etti. Artan ilgiyle birlikte Şule Anadolu'nun dört bir yanına yayılarak farklı şehirlerde konferanslar vermeye başladı. Konferanslarına olan büyük ilgi nedeniyle zaman zaman camilerden hoparlörle yayın yapıldı; bazı şehirlerde meydanlar onu dinlemek isteyen kalabalıklara yetmez oldu. Bununla birlikte bu artan görünürlük tartışmaları da beraberinde getirdi; davalar ve gözaltı kararları ardı ardına geldi. Bu dönemde adını duyuran en önemli olaylardan biri, Ocak 1967'de "Yeni İstiklal" gazetesinin ön sayfasında "Müslüman Kadına Mektup" başlıklı bir makale yayımlamasıydı. Bunun üzerine Türk Kadınlar Birliği, Şule ile gazete yönetimi hakkında laiklik ilkelerine aykırı davranıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Davanın ikinci duruşmasında Şule beraat etti ve ardından "Bugün" gazetesinden köşe yazarlığı teklifi aldı. Etkisi giderek büyüyen Şenler, pek çok genç kız için rol model haline geldi; onun tarzını benimseyenler sayesinde bu örtünme biçimi "Şule Baş" adıyla anılmaya başladı. Konferans ve yazarlık faaliyetlerinin yanı sıra Şenler, ağabeyiyle birlikte modern başörtüsü ve pardesü tasarımları da yapıyordu; bu tasarımları genel yayın yönetmeni olduğu "Seher Vakti" dergisinde yayımlıyordu. Hapis Süreci 1967 yılında Papa VI. Paul Türkiye'ye geldi; ziyaret geniş yankı uyandırdı. Papa'yı dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan Süleyman Demirel ve Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil resmi törenle karşıladı. Ziyaret kapsamında Papa, o dönemde müze statüsünde olduğundan ibadet yapılması yasak olan Ayasofya başta olmak üzere çeşitli mekânlara gitti ve orada dua etti. Yoğun tepkilerin yaşandığı bu ortamda Şule Yüksel, "Ağlayın ey Müslüman kardeşlerim, ağlayın" başlıklı bir makale kaleme aldı. Bu makalenin ardından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açıldı. Gerginlik 1971'de yeniden tırmandı. Cumhurbaşkanı'nın "Sokaklarda dolaşan başörtülü öncü kadınlar ve kızlar bunun bedelini ödeyecek" dediği aktarıldı; bu sözlerin Şule'yi hedef aldığı şeklinde yorumlandı. Şule ise cumhurbaşkanının Allah'a ve halka özür dilemesi gerektiğini vurgulayan bir mektupla karşılık verdi. Aynı yıl Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla Bursa Cezaevi'ne konulan Şenler, iki ay sonra cumhurbaşkanlığı affına muhatap oldu; ancak affı reddederek cezasını tamamlamakta ısrar etti. Anadolu Ajansı'nın haberine göre Şenler sekiz ay cezaevinde kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra konferans vermek üzere Türkiye'nin farklı köşelerine gitmeyi sürdürdü. Öne Çıkan Eserleri Şenler, 1970 yılında "Huzur Sokağı" adlı romanını yayımladı. İslami değerler ile maddi baskılar arasındaki kimlik çatışmasını ele alan roman büyük ilgi gördü ve Türk edebiyatında iz bırakan bir yapıt olarak değerlendirildi; yayımlandığından bu yana satış rekorları kırdı. Ahmet Yesevi Üniversitesi Türk Edebiyatı Ünlüleri Sözlüğü'ne göre roman 2002 yılında 81. baskıya, 2019 yılında ise 121. baskıya ulaştı. Roman daha sonra aynı adla televizyon dizisine uyarlandı. Diğer önemli eserleri şunlardır: - Gençliğin Acısı - Hidayet - Ne Oldu Bize - İslam'da ve Çağımızda Kadın - Her Şey İslam İçin - Medeniyetin Gözyaşları - Kız ile Çiçek - Sağ El - Yılan ile Tilki Vefatı ve Anma İleri yaşına ve hastalığına karşın zaman zaman çeşitli gazete ve dergilere makale yazmayı sürdüren Şule Yüksel Şenler, on beş yıl süren hastalık mücadelesinin ardından 28 Ağustos 2019'da, tedavi gördüğü hastanede seksen bir yaşında hayatını kaybetti. Eyüpsultan Camii'nde kılınan cenaze namazına kültür, sanat ve siyaset dünyasından pek çok tanınmış isim katıldı. Cenazesi, Mihrişah Valide Sultan Türbesi Haziresi'nde kendisi için hazırlanmış olan kabre defnedildi. Anısına saygı göstergesi olarak adı çeşitli kız imam hatip ortaokullarına verildi; İstanbul Esenler'deki "Şule Yüksel Şenler Hanımlar Evi" ile Muş'un Zafer Mahallesi'ndeki "Şule Yüksel Şenler Bilgi Evi" gibi çeşitli sosyal tesisler onun adını taşımaktadır.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: aljazeera.net · 29.08.2026 18:45:00 · Orijinal habere git →