Pazar, 6 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

İsrail zayıf Suriye istiyor, Türkiye güçlü: ABD tavrını ortaya koydu – üç uzman haqqin.az'a değerlendirdi

2024 yılı sonunda Beşar Esad rejiminin devrilmesi ve Esad'ın Rusya'ya kaçması, İran'ın Suriye'deki nüfuzuna son verdi. Tahran'ın bu Arap ülkesinin askeri, ekonomik ve siyasi faaliyetlerine yıllarca süren açık müdahalesi ile Esad'ın müttefikleri, başta Rusya, arasındaki örtülü nüfuz mücadelesi sona erdi. İran ve ona bağlı gruplar yalnızca Suriye'yi terk etmekle kalmadı; muhalefetin zaferi, Tahran'ın bölgedeki hayati varlığının sonunun başlangıcı oldu. Akdeniz kıyısını ve stratejik Lazkiye limanlarını kaybetmek, Tahran'ın Arap dünyasında etkin bir oyuncu haline gelmeyi hedeflediği 'Şii Hilali' jeopolitik hayaline ağır bir darbe vurdu. İran'ın tamamen, Rusya'nın ise kısmen çekilmesinin ardından şu soru gündeme geldi: Bölgede oluşan siyasi ve askeri boşluğu kim dolduracak? Türkiye devreye giriyor Pek çok dış gücün yer aldığı Suriye iç savaşında Türkiye, muhalefeti tutarlı biçimde destekledi. Esad'ın devrilmesinin ardından Ankara, İran'ın ülke üzerindeki nüfuzunun potansiyel halefi olarak değerlendirilmeye başlandı. Savaş döneminde Türk ordusu, o dönem 'Suriye Milli Ordusu' olarak bilinen ve üç kolordudan oluşan askeri bir birliğin kurulmasına yardımcı oldu. Ankara aynı zamanda, muhalefetin kalesi sayılan İdlib'de sekiz muharebe tugayının oluşturulmasını destekledi ve Kuzey Batı Suriye'de askeri karakollar kurdu. Türkiye, 2016-2019 yılları arasında Suriye Milli Ordusu'nun desteğiyle 'Zeytin Dalı', 'Fırat Kalkanı' ve 'Barış Pınarı' kod adlı üç operasyon düzenledi. Bu operasyonlarla Ankara hem terör örgütü PKK'dan arındırılmış bir tampon bölge oluşturdu hem de Kuzey Suriye'de yeni bir askeri-siyasi gerçeklik yarattı. Yıllar sonra işte bu gerçeklik, Esad'ın 50 yıllık rejiminin çöküşünün temelini oluşturdu. Esad'ın devrilmesinin üzerinden bir buçuk yılı aşkın süre geçmesine rağmen şu soru hâlâ yanıt bekliyor: Türkiye, İran'ın çekilmesi ve Rusya'nın kısmen geri çekilmesiyle oluşan boşluğu doldurmayı başarabildi mi? Uzmanlar ne diyor? Haqqin.az'a yaptığı açıklamada, ofisi Halep'te bulunan Suriye Türkmen Meclisi üyesi ve Türkmen Düşünce Hareketi lideri Eyhem Çamur, İran'ın Suriye'den çekilmesinin yalnızca bölgesel bir gücün sahneyi terk etmesi olarak değil, Tahran'ın onlarca yıl boyunca inşa ettiği geniş milis ağının, askeri koridorların ile güvenlik ve ekonomik nüfuz sisteminin çöküşü olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin Suriye'deki askeri, siyasi ve ekonomik varlığını güçlendirdiğini doğrulayan Çamur, İran ile Türkiye'nin Suriye politikaları arasında önemli farklılıklar bulunduğunu da belirtti. 'İran'ın geçmişte Suriye'nin bazı bölgelerinde nüfuz kurabilmesinin temel nedeni Esad rejiminin son derece zayıf olmasıydı. Tahran'ın etkisi Suriye'nin tamamına değil, yalnızca rejimin kontrol ettiği parçalı topraklara yönelikti. Türkiye ise boşluğu İran'ın yaptığı gibi doldurmayı hedeflemiyor. Ankara'nın istediği zayıf ve bölünmüş bir ülke değil; sınırlarını kontrol edebilen, silahlı grupları ve mülteci akışlarını frenleyebilen, ticaret ile enerji güzergâhlarını açık tutabilen istikrarlı bir devlet' dedi. Haqqin.az'a açıklama yapan Türk gazeteci ve güvenlik uzmanı Günger Yavuzaslan, Türkiye'nin Esad rejimine karşı Suriyeli muhalefeti desteklemesine karşın, bugün Ankara'nın tüm askeri ve siyasi adımlarının Suriye'nin meşru hükümetiyle imzalanan anlaşmalar çerçevesinde atıldığını belirtti. Türk askeri personelinin bu anlaşmalar kapsamında çeşitli Suriye askeri üslerinde görev yaptığını da doğrulayan Yavuzaslan şunları söyledi: 'Bugün şöyle bir gerçeklik var: Türk ordusu Suriyeli askerleri eğitiyor ve onlara teknik destek sağlıyor. Bunun yanı sıra Türkiye, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı operasyon bölgelerinde askeri varlığını sürdürüyor.' Ancak Yavuzaslan, Ankara'nın sahada oluşan boşluğun yeniden yapılandırılan Suriye ordusu tarafından doldurulmasını hedeflediğini vurguladı. Yeni Suriye ordusunun büyük bölümünün geçmişte Türk ordusu bünyesinde eğitim almış birliklerden oluştuğunu da hatırlatan uzman sözlerini şöyle sürdürdü: 'Şunu hatırlatmak gerekir ki Suriye ordusunun çekirdeği, daha önce Türkiye'de askeri eğitimden geçen birliklerdir. Söz konusu kuvvetler, İran ve Rusya'nın çekildiği bölgelere konuşlanıyor. Yani Ankara'nın stratejisi, Türk ordusunun denetiminde boşluğu doldurabilecek bir Suriye ordusu kurmaktır. Bu iş birliği sayesinde PKK'nın Suriye kolu SDS silah bırakmak ve entegrasyon sürecine girmek zorunda kaldı.' Haqqin.az'a açıklama yapan Türk siyasi yorumcu Turgay Türker ise Ankara'nın Suriye'de hem resmi Şam hem de Türkiye'nin Batılı müttefikleri tarafından olumlu karşılanan rasyonel bir politika izlediğini ifade etti. Türkiye'nin bölgenin en büyük askeri gücü olduğunu hatırlatan Türker, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki faaliyetlerine de değindi. Türker'e göre Ankara ile Tel Aviv'in Suriye meselesindeki yaklaşım farklılıkları, iki ülke arasında askeri bir çatışmaya yol açmayacak. 'Türkiye, kontrolü elinde tutan bir Suriye hükümeti görmek istiyor; İsrail ise Şam'da zayıf bir rejimle ilgileniyor. Ancak bu etken, Türk-İsrail çatışmasına zemin hazırlamaz. Her şeyden önce Ankara, Suriye topraklarının yeni bir savaş odağına dönüşmesini istemiyor; öte yandan Türkiye'nin askeri müttefiki ABD de böyle bir senaryoya karşı' diye konuştu Türker. Türk uzman, İsrail'in Türkiye'nin NATO ve Washington açısından artan stratejik öneminin farkında olduğunu ve böyle bir çatışmayı kimsenin desteklemeyeceğini anladığını düşünüyor. 'Trump, bölgedeki en önemli müttefikinin Türkiye olduğunu defalarca açıkladı; böyle bir savaş İsrail'i Ankara karşısında yalnız bırakırdı' diyerek sözlerini noktaladı Türker.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: haqqin.az · 27.07.2026 03:00:00 · Orijinal habere git →