Perşembe, 24 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

İsrail heyeti Ürdün Kralı'nın konuşmasına dayanabildi, Erdoğan'ınkine dayanamadı: BM kürsüsünde gerilim nasıl tırmandı?

BM Genel Kurulu'nun 81. dönemine ilişkin üst düzey tartışmaların ilk günü, İsrail'e yönelik giderek sertleşen suçlamaların birbirini izlediği bir güne dönüştü. Kronoloji çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor: Önce Ürdün Kralı II. Abdullah sert bir konuşma yaptı ve İsrail heyeti bu konuşmayı sonuna kadar dinledi. Ardından kürsüye Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çıktı; İsrail heyeti ise Erdoğan'ın konuşması sırasında salonu göstermelik biçimde terk etti. Filistin temsilcileri Erdoğan'ı ayakta alkışladı. II. Abdullah'ın konuşması: Dinlenen suçlamalar - Kral, "kanıtların tartışmasız olduğunu" belirterek İsrail'i savaş suçu işlemekle itham etti; "sözde ateşkesin ilk 300 günü" içinde en az 300 Filistinli çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı. - İsrail hükümetini "genişlemeci iştahı" olan bir "bölgesel tehdit" olarak nitelendirdi; Filistinli yaşamı silmeye ve "yeni bir toprak gerçekliği" dayatmaya çalışmakla suçladı. - Uluslararası topluma yönelik en temel eleştirisi şuydu: Dünya "çatışmayı çözmek yerine yönetmeyi" tercih etmiş, bu yüzden "geçici olan kalıcıya, kalıcı olan ise politikaya" dönüşmüştür. - Mescid-i Aksa etrafındaki söylemin "dini bir savaşı" alevleyebileceği uyarısında bulundu; konuşmasının neredeyse tamamını Filistin meselesine ayırdı. Erdoğan'ın konuşması: İsraillilerin ayağa kalkıp çıktığı an - İsrail'i "kana doymayan soykırımcı bir zihniyet" sergilemek ve "devlet terörü eylemleri" gerçekleştirmekle suçladı. - Gazze'yi "çağımızın en insanlık dışı ve en utanç verici toplama kampı" ve "dünyanın en büyük çocuk mezarlığı" olarak tanımladı. - Üç yılda Gazze'de 74.000 kişinin hayatını kaybettiğini, kurbanların büyük çoğunluğunun kadın ve çocuk olduğunu açıkladı; İsrailli sivillerin de "Hamas'ın radikalizmin bedelini ödediğini" belirtti. - Filistin devletinin tanınması çağrısında bulundu; Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'a vize verilmemesini kınadı ve BM Güvenlik Konseyi'nin reforma kavuşturulmasını talep etti. Birine neden katlandılar, öbürüne neden katlanamadılar? Heyetin salonu terk etmesini yalnızca gerilimin tırmanmasıyla açıklamak cazip görünebilir: Erdoğan, Kral'dan daha sert konuştu ve sabır taşı çatladı. Ne var ki içerik açısından II. Abdullah'ın konuşması da hiç de yumuşak değildi; savaş suçu suçlaması ve "bölgesel tehdit" yaftası, toplama kampı metaforlarından daha hafif sayılamaz. Fark, sözcüklerin sertliğinde değil, muhatabın kim olduğunda ve ilişkinin niteliğinde yatıyor. Ürdün, 1994'ten bu yana İsrail ile barış anlaşmasıyla bağlı bir komşu; iki ülke arasında güvenlik koordinasyonu, su işbirliği ve İran saldırılarına karşı ortak hava sahasının fiilen korunması gibi somut bağlar bulunuyor. Ürdün Kralı'nın konuşması sırasında salonu terk etmek İsrail için diplomatik açıdan pahalıya mal olurdu. Türkiye ile ilişkiler ise asgari düzeyde: Ankara, 2024'te ticareti resmen askıya aldı, her iki tarafın söylemi son derece sert ve ilişkiler fiilen kopuk. Bu nedenle heyetin tam da Erdoğan'ın konuşmasında salonu terk etmesi, "daha ağır" sözlere verilen bir tepkiden çok, İsrail'e neredeyse hiç bedeli olmayan, hesaplı ve hedefli bir siyasi jest niteliği taşıyor: Türkiye ile ilişkilerin "yandığını" gösterirken, Kral'ın sertliğine karşın Ürdün hattının pragmatik temelde ayakta durduğunu ortaya koymak. Tarihsel bağlam Gazze konuşmaları sırasında göstermelik çıkışlar Genel Kurul'da artık olağan bir hal aldı: 2025'te delegeler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun konuşması sırasında toplu halde salonu terk etmişti; bu durum, ülkenin artan yalnızlığının bir göstergesi olarak yorumlanmıştı. BM'deki 16. konuşmasını yapan Erdoğan, yıllardır Müslüman dünyasında Filistinlilerin baş savunucusu imajını inşa ediyor; 2024'te de "Gazze'de savaş değil, katliam var" demişti. II. Abdullah ise her yıl uyarıcı bir arabulucu rolüyle çıkıyor karşımıza; ülkesi Kudüs'ün kutsal mekânlarının velayetini üstlenmiş ve İsrail ile barışı sürdürmektedir. İki liderin aynı gün aynı kürsüde yan yana gelmesi, Arap ve Müslüman tepkilerinin geniş yelpazesini gözler önüne serdi: Müttefik komşudan gelen sert ama "işlevsel" eleştiriden tam kopuşa uzanan bu yelpaze, tablonun bütününü net biçimde ortaya koyuyor.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: anna-news.info · 22.09.2026 19:40:06 · Orijinal habere git →