Salı, 22 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Erdoğan'ın askerleri her yerde... Gazze hariç!

Erdoğan'ın iktidar yıllarında Türk siyasetini takip eden biri, duraksanmaya değer bir çelişkiyi fark eder: Ankara, ulusal, güvenlik ve siyasi çıkarlarının gerektirdiğini gördüğü her durumda sınırları dışında askeri güç kullanmaktan çekinmedi. Ancak söz Gazze'ye gelince güç dili, söylev ve arabuluculuk diline dönüştü. Türkiye Katar'da askeri varlık kurdu, Suriye'ye askeri müdahalede bulundu, Libya'ya kuvvet ve askeri destek gönderdi, Irak topraklarında da askeri varlık sürdürüyor. Yani Türk ordusunu sınır dışına gönderme ilkesi, Türk liderliğinin devlet çıkarlarının bunu gerektirdiğini gördüğü durumlarda Ankara'nın siyasi ve askeri doktrini açısından yasak değil. Burada pek çok kişinin sorduğu soru gündeme geliyor: Erdoğan yıllardır kendisini Filistin'in en güçlü savunucularından biri olarak sunuyorsa, bu savunuculuk söz konusu Gazze olduğunda neden siyasi ve diplomatik söylem sınırlarında kaldı? Erdoğan İsrail hükümetine gerçekten sert bir dil kullanıyor, Filistinlilerle dayanışmasını ilan ediyor; Türkiye de Gazze'ye ilişkin arabuluculuk çabalarında Mısır ve Katar ile birlikte yer alıyor. Ancak dayanışma söylemi ile doğrudan askeri risk alma arasındaki fark açıkça ortada. Peki Türk çıkarları, konu Suriye, Irak ya da Libya olduğunda askerleri, tankları ve uçakları harekete geçirebildiyse, Filistin üzerine tekrarlanan söylem neden benzer bir askeri adıma dönüşmedi? Erdoğan, dini ya da milliyetçi söyleminin tonu ne kadar yükselirse yükselsin, sonuçta kâr-zarar dengesini hesaplayan bir devlet başkanı olarak hareket ediyor. Türkiye için doğrudan stratejik bir çıkar gördüğünde harekete geçiyor; yüzleşmenin bedeli kazanımlardan büyük olduğunda ise diplomasiyi, söylevleri ve arabuluculuğu tercih ediyor. Bu da şunu gösteriyor: Filistin meselesi, Erdoğan'ın siyasi söyleminde ne kadar geniş yer kaplasa da Türkiye'nin ulusal güvenlik hesaplarının, uluslararası ilişkilerinin, ittifaklarının ve ekonomik ile askeri çıkarlarının önüne geçmiyor. İşte yıllarca süren siyasi söylemlerin Erdoğan etrafında inşa ettiği 'Müslümanların savunucusu lider' imgesinin sorunu tam da burada yatıyor. Liderlik, sözlerin sertliğiyle ya da kürsülerden Netanyahu'ya saldırıların sayısıyla ölçülmez. Bir siyasetçi söyleminin tavanını, kamuoyuna Filistin için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ima edecek düzeye yükseltiyorsa, sonradan şu sorunun sorulması meşrudur: Sözler nerede bitiyor, eylemler nerede başlıyor? Arap ve İslam kamuoyunun, kurtarıcı ya da Müslümanların hamisi imajını abartmaktan uzak biçimde Türkiye'nin gerçekten yapabilecekleriyle orantılı bir söylem talep etmeye hakkı var. Türk ordusu, Türk çıkarları gerektirdiğinde sınırların ötesine geçti. Gazze ise Türk siyasetinde şimdiye kadar sözcüklerin, arabuluculukların ve bildirgelerin sahası olarak kaldı. Yalnızca günler ortaya koyacak: Filistin adına konuşan Erdoğan ile Türkiye'nin çıkarları adına yöneten Erdoğan arasındaki mesafe ne kadar?
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: iraqicp.com · 21.09.2026 15:28:39 · Orijinal habere git →