Pazar, 6 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Trump'ın Türkiye mesajı F-35'lerin ötesine geçiyor, Akdeniz'de yeni dengeyi gösteriyor - analiz

ABD Başkanı Donald Trump, Salı günü Ankara'da Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'ye F-35 savaş uçağı satacağını açıklamadı. Bundan daha önemli bir şey yaptı: NATO zirvesinin açılışında Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında, kendi perspektifinden bakıldığında anlaşmaya yapılan itirazın artık neden kanıksanmış bir tutum olmadığını açıkladı. Trump, "Bu, alacağımız bir karar" dedi ve Washington'ın daha sadık olmasını beklediği bazı ülkelerle kıyaslandığında Türkiye ile ilişkilerin daha iyi olduğu için bu adımı değerlendirebileceklerini ekledi. Erdoğan mesajı hemen tamamladı; Türkiye'ye halihazırda beş uçak vaat edildiğini ve Trump'ın "her zaman sözünü tuttuğunu" söyledi. Asıl tartışma, resmi açıklamanın kendisinden çok orada gün yüzüne çıktı. Trump, Erdoğan'ı İsrail'in gözüyle görmüyor. Ona göre Türkiye, güçlü bir orduya sahip NATO ülkesidir; İsrail ve İran konusunda "farklı bir yol" seçebilecekken bunu yapmayan bir ülkedir. Trump, Ankara'yı savaşa "karşı tarafta" katılmadığı için övdü ve hatta bunu kısmen Trump'ın kendisi sayesinde yapmadığına dair ima da bulundu. İsrail'deyse tablo bambaşka okunuyor. Ankara, Hamas'a ev sahipliği yapıyor, İsrail'le diplomatik çatışmasını tırmanıyor, ABD başkanına göre İran'ın yanında İsrail'e saldırmayı değerlendirmiş, Yunanistan ve Kıbrıs'la sürtüşme yaşıyor ve Doğu Akdeniz'deki nüfuzunu genişletmeye çalışıyor. Silah anlaşması tartışmasının arkasında çok daha ağır bir soru yatıyor: Erdoğan'ın Türkiyesi bugün Washington'ın ve Trump'ın gözünde nedir? Trump, Türkiye'yi Batı'ya geri kazandırmak istiyor F-35, bu anlaşmazlığın simgesi haline geldi. Trump, Türkiye'yi Batı sisteminin merkezine geri döndürmek istiyor. Ankara'nın Rusya'nın S-400 sistemini satın almasının bedelini ödediği, 2020'de CAATSA kapsamında ABD yaptırımlarının uygulandığı ve F-35 programından çıkarıldığı yılların ardından Trump, bu sayfanın kendi görüşüne göre kapanabileceğine işaret ediyor. "Dostlarıma yaptırım uygulamak istemiyorum" diyen Trump, Türkiye üzerindeki baskının hafifletilmesinin ve başıbozuk ama yine de hayati önem taşıyan bir müttefike daha hoşgörülü bir yaklaşımın kapısını araladı. Mantığı karmaşık değil. Türkiye Karadeniz ile Akdeniz arasındaki geçidi kontrol ediyor, Suriye'de nüfuz sahibi, İran'ı yakından tanıyor, NATO'nun en büyük ordularından birine sahip ve Trump'ın bakış açısıyla bölgenin istikrara kavuşturulmasına, Rus nüfuzunun dizginlenmesine ve Ankara'nın Batı kampı içinde tutulmasına katkı sağlayabilir. Trump'a göre Türkiye'yi uzaklaştırmak davranışını değiştirmedi; onu Amerikan çerçevesine yeniden dahil etmek belki Amerikan çıkarına daha iyi hizmet eder. İsrail'de bu okuma kabul edilmesi güç bir şey. Erdoğan'ın Türkiyesi, artık sapmaları hoş görülebilecek karmaşık bir Batılı müttefik olarak görülmüyor. Son yıllarda kademeli biçimde bölgesel bir rakibe dönüştü. Hamas'a siyasi destek, 7 Ekim'den bu yana İsrail'e yönelik sert açıklamalar, Suriye'deki müdahil olma, Yunanistan ve Kıbrıs'la yaşanan çatışmalar ve Doğu Akdeniz'deki Türk hırsları, Kudüs'te rastlantısal bir krizler silsilesi olarak değerlendirilmiyor. Bunlar İsrail'in gözünde, komşularının pahasına nüfuzunu genişleten bir devletin davranış kalıbına işaret ediyor. Dolayısıyla İsrail'in sorusu, Türkiye'nin NATO üyeliğiyle sınırlı değil. Onu "normal" bir Batılı müttefik olarak görmeyi sürdürmenin mümkün olup olmadığıyla ilgili. İsrail'in anlaşmaya karşı çıkmasının kaynağı da bu; söz konusu itiraz yalnızca Hava Kuvvetleri'yle sınırlı değil. Son yıllarda savunma çevreleri, deniz alanının önümüzdeki on yılın başlıca sürtüşme noktalarından biri olacağı görüşünü geliştirdi. Doğalgaz keşifleri, ticaret rotaları, enerji tesisleri ve İsrail'i Kıbrıs ile Yunanistan üzerinden denizaltı kablosuyla Avrupa enerji şebekesine bağlayacak proje, Doğu Akdeniz'i stratejik bir varlığa dönüştürdü. Öte yandan Türkiye, deniz alanındaki iddialarını ve nüfuzunu genişleterek mevcut bazı düzenlemelere meydan okuyan "Mavi Vatan" konseptini hayata geçiriyor. İsrail'deki kaygı şu: Türkiye'deki askeri güçlenme yalnızca havadaki güç dengesini değil, Ankara'nın bu stratejik varlıklar etrafında baskı uygularken sergileyeceği özgüveni de etkileyecek. Trump ve Erdoğan'ın açıklamalarının hemen ardından İsrail açıklama yaptı Bu arka planda, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Trump ve Erdoğan'ın açıklamalarının hemen ardından deniz kuvvetleri komutanıyla birlikte kamuoyunun dikkatini çeken görüntüsü tesadüf gibi durmuyor. Bu kasıtlı bir mesajdı. İsrail, Türkiye'yi yalnızca gelecekteki bir hava tehdidi olarak değil, serbest deniz ulaşımını, enerji altyapısını ve Yunanistan ile Kıbrıs'la derinleşen işbirliğini etkileyebilecek daha kapsamlı bir stratejik meydan okuma olarak gördüğünü açıkça ortaya koymak istedi. Atina ve Lefkoşa'da da gelişmeler yakından izleniyor. Onlar için mesele, Türkiye'nin elde edebileceği uçak sayısıyla sınırlı değil; Washington'ın Ankara'nın bölgesel politikasına yeniden kazandırabileceği meşruiyetle ilgili. Erdoğan için de F-35, bir uçaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Tedarik sürecine geri dönmek, onun için diplomatik bir zafer olacak. S-400 meselesine, yaptırımlara ve İsrail'le yaşanan çatışmalara karşın Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'nin yeni düzenin şekillendirilmesinde vazgeçilmez bölgesel güç statüsünü tanıdığını öne sürebilir. Ona göre kapıyı aralamak, anlaşmanın neredeyse kendisi kadar önemli; Ankara'yı yıllar önce sürüldüğü konuma yeniden kavuşturuyor. Bununla birlikte, Trump'ın açıklamaları ile imzalanmış bir anlaşma arasındaki uçurum hâlâ derin. S-400, hukuki ve siyasi bir engel olmayı sürdürüyor; ABD Kongresi'nde de ciddi bir muhalefetle karşılaşılması bekleniyor. Siyasi sorunun ötesinde mesleki itirazlar da var: Türkiye'de konuşlandırılmış bir Rus sisteminin F-35'in gizlilik kapasitesine ilişkin bilgi toplamasına yardımcı olabileceği ve bu durumun yalnızca İsrail'e değil, uçağı kullanan tüm ülkelere zarar vereceği kaygısı. Kararlı bir başkan bile Ankara'daki açıklamaları, Washington'da zorlu bir mücadele vermeksizin somut bir anlaşmaya dönüştürmekte güçlük çekecektir. Anlaşma yakın vadede tamamlanmasa bile Trump'ın Ankara'da verdiği mesaj açık. Yıllarca İsrail'in niteliksel askeri üstünlüğünün korunmasının, bölgede gelişmiş silah satışına ilişkin her Amerikan tartışmasının başlangıç noktası olduğu düşünüldü. Trump'ın açıklamaları bir vurgu değişikliğine işaret ediyor: İsrail yakın müttefik olmayı sürdürüyor, ancak artık tek başına belirleyici etken değil. Trump'ın gözünde Türkiye de oyunun merkezine geri getirilmesi gereken stratejik bir varlık. İşte bu nedenle F-35 tartışması, uçakların kendisinin çok ötesine geçiyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin Doğu Akdeniz'deki iki önemli müttefikiyle ilişkisini nasıl dengeleyeceğiyle ilgili. Trump Türkiye'yi F-35 sürecine geri döndürmeyi başarırsa, bunun önemi bir silah anlaşmasıyla sınırlı kalmayacak. Bu, yeni bölgesel düzenin Türkiye etrafında da inşa edileceğine dair bir Amerikan bildirisi olacak. İsrail için bu yalnızca bir güvenlik sorunu değil, Amerikan politikasının bölgedeki başlangıç noktasında olası bir kayma anlamına geliyor.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: Jerusalem Post · 10.07.2026 00:13:41 · Orijinal habere git →