Pazartesi, 14 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Erdoğan için üçüncü cumhurbaşkanlığı dönemi amacıyla anayasa değişikliği mümkün mü? – Dimitris Stathakopulos'un analizi

Erdoğan için üçüncü cumhurbaşkanlığı dönemi amacıyla anayasa değişikliği mümkün mü? – Dimitris Stathakopulos'un analizi enikos'taki önceki bir makalemde, örneğin Türk-Yunan ya da Türk-İsrail krizi gibi büyük bir ulusal mesele gerekçesiyle Türk Anayasası'nın 116. maddesi (erken seçim) yoluyla Erdoğan'ın yeniden seçilmesi ihtimalinden söz etmiştim. Bu yazıda ise Türk Anayasası'nın 101. maddesi kapsamında, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın görev süresi sayısının ikiden üçe çıkarılmasına yönelik anayasa değişikliği olasılığı ele alınacaktır. Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın üçüncü kez seçilmesine imkân tanıyacak olası bir anayasa değişikliğine ilişkin tartışmalar yeni değildir. Türk Anayasası'nın kritik 175. maddesiyle başlayalım. Anayasa değişikliği teklifinin sunulabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 600 milletvekilinden en az 200'ünün, yani Meclis'in üçte birinin imzası gerekmektedir. Teklifin kabul edilebilmesi için ise gizli oylamada en az 360 oy şartı aranmaktadır. 360 ile 399 oy arasında bir çoğunluk sağlanması durumunda referandum süreci başlar. 400 veya daha fazla oy sağlanması halinde ise değişikliğin zorunlu olarak referanduma götürülmesi gerekmeyebilir; doğrudan yürürlüğe girebilir. Ancak Cumhurbaşkanı'nın değişikliği referanduma sunma seçeneği yine de saklıdır. Dolayısıyla anahtar kelime tektir: Türk siyasi partileri arasında uzlaşı. TBMM'nin aritmetiği Türk Meclisi'nin bugünkü (10.09.2026) tablosu son derece ilginçtir. TBMM'nin resmi dağılımına göre AK Parti 280, Yeni Parti 91, DEM Parti 56, MHP 46, CHP 44, İYİ Parti 27 ve Yeni Yol 20 sandalyeye sahiptir. Bunların yanı sıra 11 bağımsız milletvekili bulunmakta, kalan sandalyeler ise küçük partiler arasında paylaşılmaktadır. Toplamda bugün itibarıyla 592 aktif milletvekili görev yapmakta, 8 sandalye boş kalmaktadır. Anayasa değişikliği meselesinde akılda tutulması gereken iki temel rakam şudur: AK Parti + MHP = 326 milletvekili. Yani hükümet cephesinin 360'a ulaşmak için 34, 400'e ulaşmak için ise 74 oya daha ihtiyacı vardır. Bu durum şu anlama gelmektedir: Hükümet tamamen kendi içinde birleşse bile 101. madde (görev süresi sayısı) ve 116. madde (erken seçim) değişiklikleri, dar hükümet koalisyonunun dışından oy sağlanmadan gerçekleştirilemez. İşte siyasi özün başladığı yer burasıdır. Yürürlükteki 101. madde, Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin beş yıl olduğunu ve aynı kişinin en fazla iki kez Cumhurbaşkanı seçilebileceğini hükme bağlamaktadır. Olası bir değişiklik, ilgili ifadeyi şu şekilde düzeltebilir: «Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir» yerine «Bir kimse en fazla üç defa Cumhurbaşkanı seçilebilir» Yani: «Aynı kişi en fazla üç kez Cumhurbaşkanı seçilebilir.» Bu değişiklik parlamenter sistemi yeniden tesis etmez; başkanlık cumhuriyetinin temel mimarisini de değiştirmez. Tek bir şeyi değiştirir: aynı kişinin seçilebileceği cumhurbaşkanlığı seçimi sayısının üst sınırını. Öte yandan, TBMM'nin ikinci cumhurbaşkanlığı döneminde seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde öngörülen özel adaylık imkânının yorumsal belirsizliğe yol açmaması için 116. maddenin de buna göre teknik uyum sağlaması gerekecektir. Mantık açık olmalıdır: Toplam üç seçim, üç dönem artı bir (sonuçta dört) değil. Dolayısıyla gerçek siyasi müzakere AK Parti içinde değil, muhalefet partileriyle, özellikle de gerekli 34 oyu tamamlayabilecek yeterli sandalyeye sahip partilerle yürütülecektir. 400 oy için ise çok daha geniş kapsamlı bir uzlaşı gerekmektedir. Burada Türk siyasetinde her zaman belirleyici bir ağırlık taşıyan bir faktör devreye girebilir: Ulusal dayanışma. «Milli birlik ve beraberlik» faktörü. Ege'de ya da Doğu Akdeniz'de büyük bir Türk-Yunan krizi ya da ciddi bir Türk-İsrail çatışması gibi ağır bir dış kriz yaşanması halinde Ankara'daki siyasi atmosfer önemli ölçüde değişebilir. Böyle bir krizin, muhalefetin otomatik olarak üçüncü cumhurbaşkanlığı seçimine olanak tanıyacak anayasa değişikliğine oy vereceği anlamına gelmediği açıktır. Ancak hükümetin kurumsal sürekliliği ve siyasi istikrarı ulusal güvenlik meselesi olarak sunmaya çalışacağı daha geniş bir «ulusal zorunluluk» iklimi yaratabilir. Böyle bir ortamda, normal koşullarda anayasa değişikliğini reddedecek partiler farklı bir siyasi ikilemle yüz yüze gelebilir: Hükümete muhalefet mi, yoksa dış tehdide karşı ulusal dayanışma mı? Bu, Türk siyasi kültüründe son derece önemli bir ayrımdır. Kuşkusuz denklem ters yönde de işleyebilir. Bir dış kriz, muhalefetin anayasa değişikliği girişimini kişisel iktidarın sürdürülme çabası olarak nitelendirmesine ve daha güçlü kurumsal güvenceler talep etmesine zemin hazırlayabilir. Dolayısıyla kriz, eksik olan 34 ya da 74 oyu otomatik olarak yaratmaz. Ancak bu oyların aranacağı siyasi ortamı değiştirebilir. Böyle bir değişiklik kabul edilir ve geçici hüküm kapsamında 2018 ile 2023 seçimleri sırasıyla birinci ve ikinci cumhurbaşkanlığı seçimi olarak sayılırsa değişiklik, 2028-2033 yılları arasında gerçekleştirilecek üçüncü bir seçimin önünü açabilir. Geçici hükmün, önceki dönemlerin hesaplanma biçimine ilişkin herhangi bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kesinlikle açık olması gerekmektedir. Böylece Türkiye'nin anayasal denklemi üç rakamda özetlenebilir: 200 oy: anayasa değişikliği teklifinin sunulması için. 360 oy: referanduma yol açabilecek meclis onayı için. 400 oy: 175. maddenin şartları çerçevesinde zorunlu referandumdan kaçınılmasına imkân tanıyan güçlendirilmiş meclis çoğunluğu için. Bugün AK Parti ve MHP birlikte 326 sandalyeye sahiptir. Dolayısıyla eksik olan: 360 için 34 oy ve 400 için 74 oy. Bu belki de meselenin en ilgi çekici boyutudur. Zira üçüncü cumhurbaşkanlığı seçimi yalnızca Cumhurbaşkanı'nın ya da AK Parti'nin isteğiyle değil, daha geniş bir parlamenter uzlaşının sağlanıp sağlanamayacağıyla belirlenecektir. Ve gerçek ya da algılanan dış tehdidin güçlü bir ulusal dayanışma mekanizması olarak işlev gördüğü bir ülkede jeopolitiğin nihayetinde iç anayasal aritmetiği de etkileyeceği ihtimalini kimse dışlayamaz. 360 ve 400 oy bu nedenle yalnızca birer rakam değildir. Türk jeopolitiğinin Türk anayasa siyasetiyle kesiştiği noktalardır; bu yüzden de söz konusu amaçlara hizmet etmek üzere 2026 sonbaharı ile 2027 sonbaharı arasında bir jeopolitik kriz yaratılacaktır. Yazan: Dr. Dimitris Stathakopulos
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: inewsgr.com · 14.09.2026 09:15:00 · Orijinal habere git →