Cumartesi, 12 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Bakü'den Antalya'ya: COP29'un mirası küresel iklim gündeminin temeli oluyor

BAKÜ, Azerbaycan, 12 Eylül. Bakü'de düzenlenen COP29'un mirası giderek daha belirgin hale geliyor; bunun göstergelerinden biri, Türkiye'deki COP31 öncesinde Azerbaycan başkentinde ev sahipliği yapılan Dördüncü BM İklim Haftası. Bölgesel BM İklim Haftası'nın Antalya'daki konferans öncesinde Bakü'de düzenlenmiş olması hem sembolik hem de pratik bir anlam taşıyor. Azerbaycan, COP29'un sona ermesinin ardından iklim gündemini bir sonraki dönem başkanlığına devredip kenara çekilmedi. Aksine ülke, Bakü'de alınan kararları küresel iklim politikasının sonraki aşamalarına bağlayan süreçlere katılımını sürdürdü. Yalnızca Azerbaycan'dan değil, çeşitli ülkelerden ve uluslararası kuruluşlardan temsilciler İklim Haftası boyunca bu gerçeği vurguladı. Açıklamaları daha kapsamlı bir tablo ortaya koyuyor: Azerbaycan için COP29, tek seferlik bir etkinlik değil; ülkenin küresel iklim gündemini şekillendirmedeki süregelen rolünü işaret eden kritik bir dönüm noktasıdır. COP29'un en önemli çıktılarından biri, iklim finansmanına ilişkin Yeni Kolektif Nicel Hedef (NCQG) konusunda varılan anlaşmaydı. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) İcra Sekreteri Simon Stiell, Bakü İklim Haftası'nın açılışında yaptığı konuşmada iklim eyleminin mevcut aşamasını doğrudan Azerbaycan'da alınan kararlara bağladı. Stiell, iklim finansmanında ilerleme kaydedildiğini, 2035 yılına kadar yıllık 300 milyar dolarlık yeni bir küresel hedef belirlendiğini, toplam iklim finansmanının 2035'e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolara çıkarılması çağrısında bulunulduğunu ve "Bakü'den Belém'e" yol haritası üzerinde çalışmalara başlandığını hatırlattı. Süreklilik ilkesi bu bağlamda özellikle önem kazanıyor. Bu çerçevede Bakü, müzakere sürecinin bitiş noktası değil başlangıç noktası işlevi görüyor. COP29'ta birincil odak anlaşmalara ulaşmaktı; sonraki aşama ise bu anlaşmalara somut içerik kazandırmayı gerektiriyor. Türkiye temsilcisinin COP31'in yeni kararlar almaktan ziyade mevcut kararların uygulanmasını önceliklendireceğini belirtmesi de bu nedenle ayrı bir önem taşıyor. Böylece "Antalya gündemi" büyük ölçüde Bakü'de kurulan mantık üzerine inşa ediliyor. Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı Ahmet Sami Kulaklıoğlu, Trend'e verdiği açıklamada Türkiye'nin COP31 hazırlıkları sürecinde Azerbaycan'ın deneyim ve birikiminden sürekli yararlandığını açıkça ifade etti. COP31'i düzenleme kararı alındığından bu yana iki ülke arasında kesintisiz iletişim sürdürüldüğünü, Türkiye'nin konferans hazırlıklarını Azerbaycan ile birlikte yürütmeyi ve onun deneyimini rehber edinmeyi hedeflediğini belirtti. Bu durum, Bakü'nün organizasyonel ve müzakere deneyiminin yeni dönem başkanlığı için somut bir kazanım olarak değerlendirildiğini ortaya koyuyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonu Başkanı Mehmet Galip Ensarioğlu da bu değerlendirmeyi doğruladı. Ensarioğlu, Türkiye'nin COP29'a katıldığını ve konferansın Azerbaycan'da başarılı biçimde düzenlendiğine bizzat tanıklık ettiğini belirterek Bakü'de varılan iklim finansmanı kararını özellikle vurguladı ve Türkiye'nin Azerbaycan'ın başarılı organizasyon deneyimini COP31'e ev sahipliği yaparken örnek almayı planladığını açıkladı. Dolayısıyla COP29'un mirası en az iki boyutu kapsıyor. Birinci boyut müzakere boyutu: Bakü'de başlatılan kararlar, anlaşmalar ve süreçler. İkinci boyut ise kurumsal ve organizasyonel boyut: Dünyanın en büyük uluslararası iklim konferanslarından birine ev sahipliği yapma, devletler, iş dünyası, finans sektörü ve sivil toplum arasında diyalog ortamı oluşturma ve konferans sona erdikten sonra müzakere sürecini sürdürme deneyimi. Bu iki bileşenin bileşimi, Azerbaycan'ın deneyimini tek bir konferansın sınırlarının ötesinde uygulanabilir kılıyor. En çarpıcı değerlendirme, İngiltere Lordlar Kamarası üyesi ve eski Milletler Topluluğu Genel Sekreteri Patricia Scotland'dan geldi. Scotland, Azerbaycan'ın COP29 sürecindeki çabalarının belirleyici olduğunu, ülkenin sonrasındaki faaliyetlerinin belirlenen hedeflere ulaşmanın önünü açtığını ve gerekli çerçeveyi oluşturduğunu vurguladı. Scotland ayrıca Azerbaycan'ın COP29'un ardından durmadığını; Belém Süreci'nde ortak olarak çalışmalarını sürdürdüğünü ve Antalya'daki COP31 öncesinde işbirliğini devam ettirdiğini özellikle öne çıkardı. Bu değerlendirme, uluslararası kamuoyunun Azerbaycan'ın rolüne ilişkin algısının COP29'a ev sahipliği yapmanın ötesine geçtiğini göstermesi bakımından önem taşıyor. Bir konferans sona erdiğinde, başkanlık ülkesi kaçınılmaz olarak şu soruyla yüzleşir: Son genel oturumun ardından geriye ne kalıyor? Azerbaycan söz konusu olduğunda yanıt şudur: süregelen iklim diplomasisi, takip süreçlerine katılım, COP30 ve COP31 başkanlıklarıyla etkileşim ve şimdi de Bakü'de İklim Haftası'na ev sahipliği. Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve COP29 baş müzakerecisi Yalçın Rafiyev, BM İklim Haftası'na Bakü'de ev sahipliği yapılmasını ülkenin aktif iklim diplomasisinin mantıksal bir devamı olarak tanımladı. Rafiyev'e göre Bakü İklim Eylem Haftası kapsamında 62 etkinlik düzenlendi; bunların bir kısmı doğrudan önceki COP zirvelerinde alınan kararların pratik uygulamasıyla bağlantılıydı. COP29 Bakü'de gerçekleşti, COP31 Antalya'da yapılacak. Bu süreçte COP30 Belém'de düzenlenecek. Bu dönemde Bakü, alınan kararların uygulanması, iklim finansmanı, enerji dönüşümü, uyum ve uluslararası işbirliğine ilişkin tartışmalar için yeniden buluşma noktası işlevi görüyor. Bu durum belirgin bir zincir oluşturuyor: Bakü – Belém – Antalya. Ne var ki bu zincir içinde Bakü yalnızca geçmiş bir COP'un mekânı olmaktan ibaret değil; diyalog ve deneyim paylaşımı için bir platform olmayı sürdürüyor. Bu durum, iklim gündeminin yalnızca çevre meselesi olmaktan çıkıp giderek finansmana erişim, enerji güvenliği, altyapı dayanıklılığı ve ekonomik kalkınma boyutlarını da kapsadığı gelişmekte olan ve kırılgan ülkeler açısından özellikle önem taşıyor. COP29 mirasının bir diğer boyutu Azerbaycan'ın enerji politikasında da kendini gösteriyor. Enerji Bakanı Parviz Şahbazov, İklim Haftası'nın açılışında yaptığı konuşmada Azerbaycan'ın 2032'den itibaren iki yeşil enerji koridorunu işletmeye almayı planladığını açıkladı. Bu koridorlar arasında toplam kapasitesi 3.900 MW olan Hazar-Karadeniz-Avrupa projesinin birinci aşaması ile Orta Asya-Azerbaycan yeşil enerji koridoru yer alıyor. Öte yandan Azerbaycan, Gürcistan, Zengezur Koridoru ve Nahçıvan üzerinden Türkiye ve Avrupa'ya yönelik yeni enerji bağlantılarının geliştirilmesini de araştırıyor. Bu tablo Azerbaycan'ın yaklaşımının bir diğer boyutunu gözler önüne seriyor: İklim politikası giderek daha fazla bölgesel bağlantısallık perspektifinden değerlendiriliyor. Bu bağlamda enerji dönüşümü yalnızca emisyonların azaltılmasından ibaret değil. Aynı zamanda piyasaları birbirine bağlayan, enerji sistemlerinin dayanıklılığını artıran ve sınır ötesi elektrik ticaretine yeni olanaklar açan altyapı oluşturmayı da kapsıyor. Burada COP31'e ilişkin bir bağlantı da bir kez daha kendini gösteriyor. Şahbazov, enerji dönüşümü ve elektrifikasyonun Türk başkanlığının temel öncelikleri arasında yer alacağını belirterek Azerbaycan'ın "COP29'un zengin mirasını" inşa etmeyi, enerji dönüşümü gündemini somut projelere ve bölgesel bağlantısallığa dönüştürmeyi sürdüreceğini vurguladı. Ancak COP29'un iklim mirası yalnızca finans ve enerjiyle sınırlı tutulamaz. Bakü'deki müzakerelerde, ülkelerin halihazırda yaşanan iklim değişikliklerine nasıl uyum sağlayabileceği de ele alındı. Azerbaycan Ekoloji ve Doğal Kaynaklar Bakan Yardımcısı Umayra Tağıyeva, UNEP ve Yeşil İklim Fonu ortaklığıyla iklim verilerini ve çok tehlikeli erken uyarı sistemlerini güçlendirmeye yönelik bir projenin hayata geçirileceğini duyurdu. Yapay zekanın iklim riski tahminlerine entegrasyonuna özellikle önem veriliyor. Azerbaycan ulusal meteoroloji gözlem sistemlerinin yüzde 82'sini otomatik hale getirdi; bir sonraki aşama ise daha gelişmiş erken uyarı mekanizmalarının kurulmasını öngörüyor. Burada da COP29 kararlarıyla bağlantı açıkça görülüyor: Tağıyeva'nın bizzat belirttiği üzere Bakü'de üzerinde uzlaşılan yeni iklim finansmanı hedefi, kırılgan ülkelere uyum ve erken uyarı sistemleri konusunda fırsatlar sunuyor. Bu durum, küresel bir iklim anlaşmasının ulusal düzeyde eyleme nasıl dönüşebildiğinin çarpıcı bir örneği. COP29 mirasının daha az görünür ancak temelden önemli bir unsuru da şeffaflık. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı İklim Diplomasisi Dairesi Başkanı Elçin Allahverdiyev, ülkenin şeffaflık raporlarını zamanından önce sunduğunu belirtti. Allahverdiyev'e göre bu durum, yüzü aşkın ülkenin ilgili dönemin sonuna kadar raporlarını sunmasını kolaylaştırırken sürecin kendisi taraflar arasında güven ortamı oluşturdu. Bu, uluslararası iklim politikası açısından son derece önemli. Sonuç itibarıyla Bakü İklim Haftası'nın asıl kazanımı düzenlenen etkinlik sayısında ya da katılımcı sayısında değil. Önemi, iklim gündeminin COP29'un ötesinde gelişmeyi sürdürdüğünü ve Azerbaycan'ın bu süreçte etkin bir aktör olmayı sürdürdüğünü ortaya koymasında yatıyor. Bakü'den Belém'e, Belém'den Antalya'ya. Yine de COP31'e giden yolun bir bölümü hâlâ Bakü'den geçiyor.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: Trend AZ · 12.09.2026 12:26:07 · Orijinal habere git →