Cumartesi, 12 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

12 deniz mili: Ne anlama geliyor ve Türkiye neden karşı çıkıyor?

Stefanos Nikolaidis Yunanistan'ın karasularını 12 deniz miline genişletme tartışması yeniden gündeme geldi. Yunan hükümeti, bunun Deniz Hukuku Sözleşmesi'nden kaynaklanan bir hak olduğunu ve Yunanistan'ın kendi seçeceği zaman ve yöntemle tek taraflı olarak kullanabileceğini yineledi. Dışişleri Bakanı Yorgos Yeraretitis, Çarşamba günü SKAI televizyonunda yaptığı açıklamada "Yunanistan bu hakkı feragat etmemiştir" dedi. Nitekim Yunanistan bu hakkı 2021 yılında İyon Denizi'nde ve Matapan Burnu'na kadar olan bölgede kullanmıştı. Bakan, bir sonraki adım için herhangi bir takvim vermedi. Peki ünlü "12 mil" uygulamada ne anlama geliyor? Karasular ya da ülkesel deniz; kıyı devletinin kendi topraklarındaki gibi egemenlik uyguladığı deniz alanıdır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, her kıyı devletinin esas hatlardan itibaren 12 deniz miline kadar karasularının genişliğini belirleme hakkına sahip olduğunu öngörmektedir. Bu egemenlik yalnızca denizi değil, üzerindeki hava sahasını ve deniz tabanı ile toprak altını da kapsar. Yunanistan'ın bugün itibarıyla genel karasuları 6 deniz milidir. Bir deniz mili 1.852 metreye karşılık gelir. Buna göre: - 6 deniz mili = 11,1 kilometre - 12 deniz mili = 22,2 kilometre 12 mile genişletilmesi durumunda Yunan egemenlik sınırı, mevcut hatlardan yaklaşık 11 kilometre daha açığa taşınmış olacak. Bu Yunanistan'ın hakkı mı, yoksa Türkiye'nin onayı gerekiyor mu? Anlaşmazlığın özü tam da buradadır. Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 3. maddesi, "her devletin 12 deniz miline kadar karasuları belirleme hakkına sahip olduğunu" hükme bağlamaktadır. Aynı tutum Yunan Dışişleri Bakanlığı'nın resmi savunusunda da açıkça yer almaktadır: 12 deniz miline kadar genişletme "egemenlik hakkı" olarak nitelendirilmekte ve tek taraflı biçimde kullanılabileceği belirtilmektedir. Ancak bu hakkın kullanılmasının, özellikle Ege gibi kapalı veya yarı kapalı denizlerde, coğrafi ve pratik sonuçlar doğurmayacağı anlamına gelmez. Neden henüz her yerde 12 mil uygulamıyoruz? Burada coğrafya devreye giriyor. İki devletin kıyılarının karşılıklı ya da bitişik olduğu ve aralarındaki mesafenin iki tarafın da 12 millik alan oluşturmasına imkân tanımadığı bölgelerde sınır belirlenmesi gerekmektedir. Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 15. maddesi, aksi yönde bir anlaşma, tarihi haklar veya özel koşullar bulunmadıkça iki kıyı arasındaki orta hattı genel kural olarak öngörmektedir. Bu nedenle mesele, her Yunan kıyısının çevresine çizilen basit bir 12 millik daire değildir. Ege'de adaların yoğunluğu ve Yunan ile Türk kıyılarının birbirine yakınlığı çok daha karmaşık bir coğrafi tablo ortaya koymaktadır. Girit ise Ege'nin pek çok noktasından farklı bir durum arz etmektedir. Tartışma özellikle Girit'in güney ve doğusundaki deniz alanları açısından büyük önem taşımakta; bu bölgedeki Yunan karasularının genişletilmesi meselesi, Doğu Akdeniz'deki deniz alanlarının sınırlandırılmasıyla doğrudan bağlantılı bulunmaktadır. 12 milin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ile ilişkisi ne? Bunlar iki farklı kavramdır ve bu noktada sıkça karışıklık yaşanmaktadır. Karasularında kıyı devleti; Deniz Hukuku'nun öngördüğü sınırlamalar çerçevesinde deniz, deniz tabanı ve üzerindeki hava sahası üzerinde egemenlik uygular. MEB'de ise devlet, doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi, korunması ve yönetilmesine ilişkin özel egemenlik haklarına sahiptir. MEB 200 deniz miline kadar uzanabilir; ancak karşılıklı ya da bitişik kıyıların bulunduğu durumlarda sınırların belirlenmesi gerekir. Özetle: - 12 mil = egemenlik - MEB = ekonomik egemenlik hakları Seyir serbestisi açısından ne değişir? Karasularının genişletilmesi, yabancı gemilerin bu sularda seyretmesini yasaklamaz. Deniz Hukuku, tüm devletlerin gemilerine karasularından zararsız geçiş hakkını güvence altına almaktadır. Dolayısıyla 6 milden 12 mile çıkılması, Yunanistan'ın denizi yabancı gemilere "kapattığı" anlamına gelmez. Yalnızca Yunanistan'ın egemenlik uyguladığı deniz alanı genişlemiş olur. Bu durum, Yunanistan'ın Türkiye'nin serbest seyire kısıtlama getirileceği yönündeki iddialarına verdiği temel yanıtlardan birini oluşturmaktadır. MEB ile kıta sahanlığı arasındaki fark nedir? Yunan-Türk ilişkilerine dair tartışmalarda MEB ile kıta sahanlığı terimleri çoğu zaman birbirinin yerine kullanılmaktadır. Oysa bunlar aynı şey değildir. Temel ayrım şudur: MEB esas olarak denizin ve su sütununun canlı ve cansız doğal kaynaklarını ilgilendirir. Kıta sahanlığı ise deniz tabanı ve toprak altını kapsar. Münhasır Ekonomik Bölge MEB; karasularının ötesinde, kıyı devletinin doğal kaynakları araştırma, işletme, koruma ve yönetme konusunda egemenlik haklarına sahip olduğu deniz alanıdır. Coğrafi koşulların elverdiği durumlarda esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar uzanabilir. Bu alanda Yunanistan, karasularındaki gibi "egemenlik" değil; doğal kaynak işletimi, balıkçılık veya enerji üretimi gibi belirli ekonomik haklar elde eder. Kıta Sahanlığı Kıta sahanlığı, denizin tabanı ve toprak altını kapsar. Deniz Hukuku, kıyı devletine kıta sahanlığındaki doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi konusunda egemenlik hakları tanır. Kıta sahanlığı, diğer devletlerin kıyılarına olan mesafenin izin verdiği ölçüde en az 200 deniz miline kadar uzanır; bazı jeolojik durumlarda Sözleşme'nin koşulları çerçevesinde bu sınırın ötesine de geçebilir. MEB'den önemli bir farkı daha vardır: Kıta sahanlığı hakları, ayrıca ilan edilmesine gerek kalmaksızın kendiliğinden doğar. O hâlde neden "MEB ve kıta sahanlığı sınırlandırması"ndan söz ediyoruz? Çünkü iki ülkenin karşılıklı ya da bitişik kıyıları bulunduğunda deniz alanları çakışabilir. Bu durumda her ülke tek başına sınır çizemez; Deniz Hukuku'na dayalı ve mutabık kalınmış bir çözümü hedefleyen müzakerelere ihtiyaç duyulur. Sözleşme, karşılıklı veya bitişik kıyıları olan devletler arasındaki MEB ve kıta sahanlığı sınırlandırmasının uluslararası hukuka dayalı anlaşmayla gerçekleştirileceğini özellikle düzenlemektedir. Yunan-Türk anlaşmazlığının özü tam da burada yatmaktadır. Atina, uluslararası yargı yetkisine konu olabilecek tek meselenin kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırması olduğunu savunmaktadır. Ankara ise masaya yatırılması gereken başka konular da bulunduğunu ileri sürmektedir. 12 deniz milinin bu tablodaki yeri nedir? Bu noktada kritik bir ayrım daha gündeme gelmektedir. 12 deniz mili, MEB değildir. Kıyı devletinin egemenlik uyguladığı karasularının, yani ülkesel denizin azami genişliğidir. Dolayısıyla üç farklı kavramla karşı karşıyayız: - 12 deniz mili → karasular → egemenlik - 200 deniz miline kadar → MEB → egemenlik ekonomik hakları - Kıta sahanlığı → deniz tabanı ve toprak altı → taban kaynaklarına ilişkin haklar Peki Türkiye neden bu denli sert tepki veriyor? Türkiye, 1995'ten bu yana Yunanistan'ın Ege'de karasularını 6 deniz milinin ötesine genişletmesi hâlinde bunu savaş nedeni (casus belli) sayacağını açıkça ortaya koymuştur. Türk Büyük Millet Meclisi o dönemde Türk hükümetini, Yunanistan'ın böyle bir adım atması durumunda askeri seçenekler dahil tüm gerekli araçları kullanmak üzere yetkilendirmişti. Yunan tarafı bu tehdidi uluslararası hukuka aykırı bulmakta ve egemenlik hakkının yasal kullanımının savaş gerekçesi olamayacağını defalarca dile getirmektedir. Ankara ise Ege'de 12 mile genel bir genişlemenin, gemilerin Yunan karasularına girmeksizin hareket edebildiği deniz alanını ciddi ölçüde kısıtlayacağını öne sürmektedir. Anlaşmazlık bu nedenle yalnızca bir rakamı değil, Ege'deki deniz alanının nasıl şekilleneceğini ilgilendirmektedir. Yunanistan şimdiye dek ne yaptı? Bu konuda önemli bir emsal mevcuttur. 2021 yılında Yunanistan, İyon Denizi'nde ve Matapan Burnu'na kadar olan bölgede karasularını 6'dan 12 deniz miline genişletti. Bu, 1947'den bu yana Yunan topraklarının denizdeki ilk genişlemesiydi; söz konusu bölgede Yunan egemenliğinin kapladığı alan 13.000 km²'den fazla arttı. Peki günümüzdeki tartışma ne anlama geliyor? Yeniden teyit edilen hususlar şunlardır: - Yunanistan 12 deniz milini kendi hakkı olarak görmektedir. - Bu hakkı tek taraflı olarak kullanma yetkisini saklı tutmaktadır. - Genişlemeyi İyon Denizi'nde zaten hayata geçirmiştir. - Bir sonraki genişleme için belirli bir takvim açıklanmamıştır. - Hükümet, hakkın kullanımını kendi belirleyeceği zaman ve yönteme bağlamaktadır. Büyük soru: Bu, kriz çıkmadan gerçekleştirilebilir mi? Gerçek jeopolitik bahis tam da budur. Hukuki açıdan Yunan tutumu nettir: 12 deniz miline kadar genişleme hakkı Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde öngörülmektedir. Ancak siyasi ve stratejik açıdan analistlerin vurguladığı üzere, bu hakkın Ege'de ya da Doğu Akdeniz'in diğer hassas bölgelerinde kullanılması, Yunan-Türk ilişkileriyle doğrudan bağlantılıdır. İşte bu yüzden 12 mil meselesi zaman içinde haritada bir çizginin öteye taşınmasından çok daha derin bir anlam kazanmıştır. Söz konusu olan altı ilave deniz mili değildir. Denizde Yunan egemenliğinin kapsamı, Ege ve Doğu Akdeniz'deki deniz alanının nasıl biçimleneceği ve nihayetinde Yunan-Türk çekişmesinin en hassas konularından biri söz konusudur.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: skai.gr · 12.09.2026 08:30:00 · Orijinal habere git →