Cuma, 11 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Mekke Zirvesi Sonrası Türkiye: Neo-Osmanlı Planları ve Ege'deki Hesaplı Hamleler

15 Ağustos tarihli hafta sonu baskısında "Ta Nea" gazetesinin manşetine taşıdığı son "Mekke Anlaşması", ciddi bir jeopolitik gelişme olarak değerlendirilmekte ve bu tutum son derece yerinde bir yaklaşımdır. Gazete yorumunda, söz konusu pakttan doğan ve "Sünni NATO" olarak adlandırılan yapının Türkiye'ye göre savunma amaçlı —yani savaşı önleyici— bir nitelik taşıyacağının altını çizdi. Bu bağlamda gazete şu değerlendirmeyi yaptı: "...Yunanistan'ın endişelenecek bir sebebi yok. Avrupa Birliği'nin güçlü bir üyesidir, Amerika Birleşik Devletleri ile mükemmel ilişkileri vardır ve Akdeniz'de bir istikrar unsuru olma özelliğini korumaktadır. Ancak Yunanistan şunu anlamalıdır: Ege'deki casus belli ya da Kıbrıs'ın bir bölümünün işgali gibi argümanlarla Türkiye'yi uluslararası arenada yalnızlaştırma çabaları sonuç vermiyor. Bunun yanı sıra Ortadoğu'nun patlayıcı gerçekliğinde Arap devletleriyle kurulan 'kalıcı ve stratejik' ilişkinin fazla bir anlamı kalmamaktadır. Türkiye'nin çoğalan hamlelerine karşı, yalnızca 'üçgenler' ve 'cepheler' oluşturmakla sınırlı kalmayan, yeni verileri değerlendirerek orta ve uzun vadeli hedefler koyan yeni bir strateji çizmek zorunludur..." Aradan on ile on beş gün geçmeden Ankara kartlarını açmaya başladı. Nasıl mı? Yunanistan ve İsrail'e yönelik provokasyonlarla. Türkiye ilk aşamada Arap dünyasıyla olan gerçekten kırılgan ilişkisinde manevra yapmaya çalışacak. Öte yandan "neo-Osmanlıcılık ve yeni imparatorluk modeli" olarak bilinen planlarını bir kenara bırakmayacak; Ege dahil geniş çevresinde coğrafi haklar talep etmeye devam edecek. Tarihi perspektiften bakıldığında şu gerçeği gözden kaçırmamak gerekir: Araplar, Tayyip Erdoğan'ın bilinen neo-Osmanlı hayallerine karşıdır ve dört yüzyıllık çok kültürlü Osmanlı İmparatorluğu dönemini kendileri açısından karanlık bir çağ olarak nitelendirmektedir. Bununla birlikte Türkiye, tarihi nedenlerle bundan böyle Sünni İslam'da egemen rol oynamayı ve Kuzey Afrika'da da özgün jeopolitik ağırlığa sahip bir jeopolitik yapı oluşturmayı hedeflemektedir. Mısır'ın da Mekke Paktı'na katılması halinde bu yapı yalnızca önemli değil, hayati bir jeopolitik ağırlık kazanacaktır. Böyle bir yapı aynı zamanda İran'ın baş rakibi konumuna gelecektir. Oysa İran, tüm kabadayılığına ve "tehditler"ine karşın çöküş sürecindedir. Üstelik pek çok analist, Rusya ve Çin'in İran'ı "kurtarmak" için harekete geçeceğini düşünmüyor. Bu jeopolitik konjonktürde Türkiye'nin çok dikkatli bir şekilde hareket edeceği ve yapacağı her türlü provokasyonun hesaplanmış adımlar olacağı açıktır. Ciddiye alınması gereken bir kalkınma ve genişleme planına sahip olan Türkiye, "inşa ettiği" şeye zarar verecek adımları göze almayacaktır. Ancak eski ve yeni müttefikleri nezdinde daha yoğun bir "bilgilendirme" kampanyası başlatacaktır: Stratejik öneme sahip bir ülkenin Ege gibi bir denizden dışlanmasının kabul edilemez olduğu mesajını verecektir. Bu doğrultuda talepkâr girişimlerine destek sağlamak amacıyla mümkün olan her alanda açık ve gizli eylemler ile anlaşmalar yoğunlaştırılacaktır. Eş zamanlı olarak Trump-Netanyahu ilişkilerindeki derin kırılmayı kullanmaya çalışacak; hedef aldığı kamuoyuna İsrail'in bölge geneli için istikrarsızlaştırıcı bir unsur olduğunu göstermeye çalışacaktır. Bu mantığa göre Batı, güçlü dönüşümlerin ve ekonomik-teknolojik alt üst oluşların yaşandığı bu dönemde daha rahat bir konuma gelmek istiyorsa İsrail yerine Türkiye ile daha iyi ilişkiler kurması kendi çıkarına olacaktır. Bu durum, "Hesapçı Tarafsız" ön-siyasi taktiğinin yeni bir evreye girdiğine işaret etmektedir; bu evrenin temel özelliği, jeopolitik güç dengelerinde ve iktidarın kullanımında yaşanan köklü dönüşümlerdir. Bu çerçevede Yunanistan için şu aşamada en verimli politikanın, Erdoğan'ın Türkiye'sinin neden hesapçı bir tarafsız olmadığını müttefiklerine kanıtlamak olduğunu düşünüyoruz. Söz konusu yapı, tek hedefi güç olan ve Batı dünyasının kimliğini ile demokratik değerlerini oluşturan kurumları korumayı değil, güç elde etmeyi amaçlayan otoriter ve İslamcı nitelikte bir yönetimdir. İmzalı köşe yazılarında dile getirilen görüşler yazara aittir ve Euro2day.gr'nin görüşlerini kısmen ya da tamamen yansıtmak zorunda değildir.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: euro2day.gr · 10.09.2026 08:15:00 · Orijinal habere git →