Cuma, 11 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

İki fosil yakıt devleti, bir kamu faturası

Avustralya fosil yakıt çıkarıyor; Türkiye bunları yakıyor. Biri kömür ihraç ediyor, diğeri ithal ediyor. Sonra Woodside geldi — COP31'in Antalya'ya verilmesinden yalnızca birkaç hafta önce imzalanan dokuz yıllık sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) anlaşması. İki devlet, bir fosil yakıt ilişkisi, bir iklim zirvesi. Bu ortaklık, her iki hükümetin iklim finansmanından nasıl söz ettiğini ve adını koymaktan kaçındıkları şeyin ne olduğunu gözler önüne seriyor. Avustralya, Ekim ayında Fiji'de ve ardından Tuvalu'da bir liderler zirvesine ev sahipliği yapacak. Neden Tuvalu? Çünkü bu ada battıkça gidiyor ve hazır yapılmış bir sahne işlevi görüyor. Ancak pek çok ülkenin liderleri gelmiyor — Almanya, Meksika ve Güney Kore bakan düzeyinde temsil edilmeyi tercih etti. Pasifik Dayanıklılık Fonu'nun 500 milyon dolarlık bir hedefi var; taahhüt edilen miktar ise yalnızca 172 milyon dolar. COP31 Kaurna Yerta/Adelaide'de düzenlenseydi, fatura 2 milyar dolara ulaşabilirdi. Dubai ve Bakü'deki zirveler petrodevletler tarafından finanse edildi; fosil yakıt şirketleri erişim için para ödedi. Şimdi sıra Türkiye'de. Kimin ödeyeceğinin yanıtı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 30 Temmuz'da kabul edilen COP31 ev sahipliği anlaşmasının derinliklerine gömülü durumda. Anlaşma pek çok maliyet kalemini sıralıyor ancak bunların hiçbirine tahmini bir fiyat biçmiyor — adeta açık bir çek. Toplam maliyetin, yalnızca birkaç hafta önce Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nin bedelini aşarak yarım milyar doların üzerine çıktığı tahmin ediliyor; üstelik COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı) daha başlamış bile değil. Bu para kamudan çıkacak. Ama "iklim finansmanı" tartışmasının gündeminde bu yok. Zirveden elde edilecek turizm gelirleri büyük otellere akacak. Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, Türkiye'nin en büyük tur operatörlerinden ETS Tur ile Voyage Hotels'in kurucu ortağı. Anlaşma, neredeyse hiç soru sorulmadan geçti. Yalnızca bir parti muhalefet şerhi düşürdü. Beş milletvekili aleyhte oy kullandı, 22'si çekimser kaldı; 38 muhalefet milletvekili lehte oy verirken 115 muhalefet milletvekili oylamaya katılmadı. Bu tablo tanıdık geliyor: Termik santralleri kirlilik filtrelerinden muaf tutan 2019 tarihli yasa, biz katılım kayıtlarını yayımlayana dek aynı derin sessizlik içinde geçmişti. Meclis sessizliği seçmişti; kamuoyu bunu adlandırdı ve cumhurbaşkanı az önce kendisine uzatılan yasayı vetoya zorlandı. Bu kez adlandırılan şey farklı: 115 milletvekilinin yokluğu. İklim değişikliği, fosil yakıtlar üzerine inşa edilmiş bir sermaye transferidir. İhtiyacımız olan, kamunun finanse ettiği yıkıcı sisteme son vermektir; bu sistemin içinde çalışmak için daha fazla finansman değil. Türkiye, 2003-2022 yılları arasında fosil yakıt ithalatına 727 milyar dolar harcadı. Bu rakamın yüzde onu bile başlı başına önemli bir iklim finansmanı kaynağı oluştururdu. Ama o para çoktan harcandı — fosil yakıt sistemini besleyerek. Asfalt, beton, yollar ve binalar da fosil yakıt sisteminin birer parçası. COP31, 2016 EXPO Fuarı için tarım arazisinin üzerine inşa edilen — bir kez kullanıldıktan sonra atıl bırakılan — ve bu vesileyle 150.000 metrekarelik asfalt bir otopark eklenen bir alanda düzenlenecek. Ancak bunlar iklim politikası olarak adlandırılmıyor. Finansman 2.0: Hayırseverlik Türkiye'nin iklimi en çok değiştiren büyük şirketlerinin vakıfları, Haziran ayında bir araya gelerek "İklim için Hayırseverlik" girişimini başlattı. Kurucu imzacılar kimler? Türkiye'nin en büyük petrol rafinerisini işleten Koç Holding, Enerjisa'nın kömür ve gaz santrallerinin ve Çimsa çimento operasyonlarının sahibi olan Sabancı Holding ile COP31'e ev sahipliği yapan şehirdeki Antalya Havalimanı'nı işleten TAV Havalimanları. Kendilerinin "iklim için sorumluluk üstlendiklerini" iddia ediyorlar; ancak bunu daha doğru bir ifadeyle tanımlamak gerekirse "aklamak" demek daha yerinde olur. Daha da vahim olan şu: Çevre kuruluşları, eğitim ve sağlık kurumları da bu girişime imza attı. Türkiye'de on altı kuruluş karşı çıkarak şunu söyledi: "İklimi değiştirenler kendi adlarını temize çıkaramaz." Diğer ekoloji ve çevre hareketleri ise tutum almadı. Bu sessizlik, İklim için Hayırseverlik girişimine tam da ihtiyaç duyduğu şeyi verdi: sivil toplum meşruiyeti. "İklim finansmanı", iklim tartışmasının belki de en içi boş ifadesi. Türkiye, başta Dünya Bankası olmak üzere çeşitli kaynaklardan milyarlarca dolar iklim finansmanı aldı ve emisyonları artmaya devam etti. Fosil yakıt ithalatına giden kamu parası da bir finansman biçimi; ama bu, iklim müzakerelerinin gündemine girmeyecek. COP31 için Avustralya'dan uçup gelen bir iklim aktivisti, TAV'ın havalimanına inecek, bakanın şirketinin inşa ettiği otelde kalacak ve müzakere masalarında tartışılan "finansmanın" yukarıdakilerin hiçbirini kapsamadığı odalarda oturacak. Bu bir COP sorunu değil; tam da COP'un görmemek üzere tasarlandığının kanıtı. İklim finansmanından söz ediyoruz. İklimi değiştiren sistemi kimin finanse ettiğinden söz etmiyoruz. Bunu da adlandırın. [Önder Algedik, enerji ve iklim uzmanı ve aktivistidir. 350Ankara'nın kurucusu ve İklim Meselesi (İletişim Yayınları, 2025) adlı kitabın yazarıdır.]
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: greenleft.org.au · 09.09.2026 07:44:12 · Orijinal habere git →