Çarşamba, 9 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Ankara ve Tel Aviv çatışma yolunda: İsrailli ve Türk analistler nerede hemfikir?

Ankara ve Tel Aviv Çatışma Yolunda - İsrailli ve Türk Analistler Nerede Hemfikir? Biri Türk, biri İsrailli iki analist, Amerikalı yayın kuruluşları Mosaic ve War on the Rocks'ta kaleme aldıkları yazılarda, 18 Ağustos 2026'daki hava saldırısının Ankara ile Tel Aviv arasındaki her türlü iletişim kanalını nasıl yerle bir ettiğini ve bölgenin iki güçlü askeri gücünü birbirinin açık düşmanına nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne serdi. Kuzeybatı Suriye'nin İdlib vilayetindeki Ebu ed-Duhur üssü üzerinde 18 Ağustos 2026'da yükselen duman, İsrail hava kuvvetlerinin olağan bir saldırısına değil, bütün bir jeopolitik dengenin çöküşüne işaret ediyordu. İki ülkenin tarihinde ilk kez İsrail Başbakanlık Ofisi, Suriye'deki Türk askeri varlığını resmi olarak ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak nitelendirdi. Saldırı cerrahi bir operasyondu; kayıp verilmeksizin gerçekleştirildi ve Türk kuvvetleri üsse yerleşmeden tamamlandı. Öncesinde İsrail, Şam'ı Türk konuşlanmasını engellemeye davet etmiş ancak yanıt alamamıştı. O enkaz yığınlarının gerisinde İsrail ile Türkiye, birbirini zor bir muhatap olarak görmeyi kesinlikle bıraktı; artık karşılıklı bir çatışma rotasındaki rakiple yüz yüzeler. İki Analist, İki Karşıt Kıyı Amerikalı analiz platformlarında neredeyse eş zamanlı yayımlanan iki metin aynı gerçekliği tescil ediyor. Birincisi, Dr. Hay Eytan Cohen Yanarokzak'ın Mosaic dergisinde kaleme aldığı "Türkiye İsrail'in Etrafında Nasıl Yeni Bir Ateş Halkası Örüyor" başlıklı yazı. Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Merkezi ve Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü'nde (JISS) Türkiye uzmanı olan Yanarokzak, Salem Akademik Koleji'nde ders veriyor ve "Turkeyscope" adlı bülteni çıkarıyor. Öte yanda Dr. Ali Murat Kurşun, 7 Eylül 2026'da War on the Rocks'ta "Çöküşe Giden Tamponlar: Türkiye ile İsrail Neden Çatışma Rotasında" başlıklı analizini yayımladı. Aberystwyth Üniversitesi'nden doktorasını alan ve İstanbul Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi olan Kurşun, Orta Doğu mimarisini uluslararası dergilerdeki çalışmalarında inceliyor. İki araştırmacı her ayrıntıda ayrışıyor. Ancak tek bir ortak sonuçta buluşuyorlar: Türkiye ile İsrail arasındaki hesaplaşma artık kurmay odalarındaki senaryo çalışması değil, yaşayan bir olasılık. 2012 Kehaneti ve 'Yeni İran' Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in Türkiye'yi "yeni İran" olarak nitelendirmesi, Tel Aviv'deki yaygın kanıyı yansıtıyor. Yanarokzak on dört yıl geriye gidiyor. 3 Ocak 2012'de Tel Aviv Üniversitesi'nde Bernard Lewis onuruna verilen bir yemekte tarihçi ona olası bir rol değişimini anlattı: Laikleşen bir İran ayetullah rejiminden kurtulup İsrail'e yakınlaşabilirken, İslami muhafazakarlığa teslim olmuş bir Türkiye Yahudi devletinin varoluşsal rakibine dönüşebilirdi. O zamanlar uzak görünen bu öngörü artık kurumsal bir zemin kazanıyor. Ekim 2024'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılan gizli toplantının ardından Ankara'nın İsrail'i resmi olarak ulusal tehdit olarak kayıt altına aldığı öğrenildi. Aylarca sonra Ocak 2025'te İsrail'de Jacob Nagel başkanlığındaki özel komisyon Türkiye'yi "düşmana dönüşme dinamiği taşıyan rakip devlet" kategorisine dahil etti. Deprem Enkaz Alanından Hamas Fay Hattına Dört yıl önce tablo büsbütün farklıydı. Mart 2022'de İsrail Cumhurbaşkanı Yitzhak Herzog Ankara'yı ziyaret ederek Negev Zirvesi'nin ve yakınlaşmanın önünü açmıştı. 6 Şubat 2023'teki yıkıcı depremlerde Tel Aviv, Türkiye'ye Azerbaycan'dan sonra en kalabalık ikinci arama-kurtarma ekibini gönderdi. Aynı yılın Eylül ayında Binyamin Netanyahu, New York'ta Recep Tayyip Erdoğan ile görüşerek Bakü'yü de kapsayan üçlü bir ortaklık çerçevesinde enerji hatları ve turizm işbirliği planladı. Her şey 7 Ekim 2023'te çöktü. Türk Dışişleri Bakanlığı'nın resmi açıklaması Hamas'ı kınamaktan kaçındı ve İsrail'in Gazze'deki askeri yanıtı henüz başlamadan genel bir itidal çağrısıyla sınırlı kaldı. İki ülke arasındaki direkt uçuşlar anında durduruldu. 25 Ekim 2023'te Erdoğan, Hamas yöneticilerini "özgürlük savaşçıları" olarak nitelendirdi. O tarihten itibaren Filistinli örgüt heyetleri Ankara'da resmi misyon protokolüyle karşılandı. Üç gün sonra eski Atatürk Havalimanı'nda yaklaşık 1,5 milyonluk kalabalık önünde konuşan Türk Cumhurbaşkanı, İsrail'i PKK'ya gizli destek vermekle doğrudan suçladı. Retorik hızla dinî taassup boyutuna taşındı. Erdoğan, Netanyahu ve İsrail ordusuna karşı "el-Kahhar" ("Kahredici") ilahi ismini kullandı. Diyanet İşleri Başkanlığı da bir hutbede düşmana karşı "her türlü gücün" seferber edilmesini emreden ayet-i kerimeleri okuttu; aynı yıl Cumhurbaşkanı Erdoğan Çamlıca Camii'nden açıkça cihattan söz etti. Ekonomik Ambargo, Tutuklama Müzekkereleri ve Casusluk Ticari ilişkilerin etkilenmediği 2010 Mavi Marmara krizinin aksine bu kez kopuş gerçek ekonomiyi vurdu. 8 Nisan 2024'te Ankara, aralarında çelik ve çimentonun bulunduğu 54 sektördeki İsrail'e ihracatı kısıtladı. 2 Mayıs'ta ise 9,5 milyar dolarlık yıllık ticaret hacmini silen kapsamlı bir ticaret ambargosu ilan etti; bu adım, güçlü ticaret fazlasına rağmen alındı. İş insanları yasağı Filistin Yönetimi üzerinden aşmaya çalışınca Türkiye'nin Ramallah'a ihracatı bir ayda yüzde 1.180 arttı. 21 Ağustos 2025'te ise Türk limanlarına İsrail gemilerinin girişi tamamen yasaklandı. Gerginlik bu kez mahkeme salonlarına da taşındı. Türkiye, 7 Ağustos 2024'te Uluslararası Adalet Divanı'nda Güney Afrika'nın yanında müdahil sıfatıyla yer aldı. 7 Kasım 2025'te Türk mahkemeleri, Netanyahu, Savunma Bakanı Israel Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir dahil 37 İsrailli yetkili hakkında tutuklama müzekkeresi çıkardı. İsrail Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapmış çifte vatandaşlar da hedef alındı. Şubat 2026'da İstanbul'da askeri üniforma giymiş fotoğraflar paylaşan çifte vatandaş bir kadın tutuklandı; olay, perde arkasındaki diplomatik girişimler sayesinde yatıştırıldı. İstihbarat alanının görünmez cephesinde Türk MİT, 2021'den itibaren Mossad gözetleme ağlarını çökertmeye girişti. Kurşun, çok kişilik casusluk şebekelerinin deşifre edilmesini ve Ağustos 2024'te İstanbul'da Suriye içindeki eylem hücrelerine kaynak aktardığı öne sürülen bir Mossad mali koordinatörünün tutuklanmasını kayıt altına alıyor. Bugün iki ülkenin istihbarat servisleri Şam'dan Bağdat ve Beyrut'a uzanan geniş coğrafyada açık bir gölge savaşı içinde. Suriye Mayın Tarlası ve Şam'a Yarış Suriye en temel sürtüşme alanına dönüştü. Aralık 2024'te Beşar Esad'ın devrilmesinin ardından eski adıyla HTS'nin Ebu Muhammed el-Colani'si Ahmed el-Şara, Ankara'nın en yakın ortağı konumuna geldi. Türkiye yeni Suriye ordusunu yeniden yapılandırmayı üstlenerek 13 Ağustos 2025'te askeri işbirliği mutabakat muhtırası imzaladı. 21 Ocak 2026'da Türk ekipler Şam Havalimanı'na gelişmiş bir radar sistemi kurarak İsrail hava kuvvetlerinin Suriye hava sahasında sürpriz operasyon yapma kabiliyetini büyük ölçüde kısıtladı. Yanarokzak'a göre Mart 2025'te Amman'da kurulan "Suriye'nin Komşuları" (Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün) platformunun çifte amacı vardı: Amerikan etkisini sınırlamak ve İsrail'i tümüyle dışlamak. İsrail'in 2 Nisan 2025'te T4, Palmira ve Hama Havalimanı'nı vurması, Türk kuvvetlerinin Suriye'nin güneyine inişinin casus belli sayılacağının ilk somut uyarısıydı. Kurşun ise köklü biçimde farklı bir argüman öne sürüyor. Esad rejiminin çöküşünün iki ordu arasındaki doğal tampon bölgeyi ortadan kaldırarak onları doğrudan temas noktasına getirdiğini savunuyor. Türkiye'nin saldırgan bir ağ kurmadığını, Suriye'de devlet şiddeti tekelini yeniden tesis ettiğini ileri sürüyor. Asimetrik tehditler ve milis güçlerine karşı tasarlanan İsrail'in "Savaşlar Arası Kampanya" doktrini artık düzenli bir orduya karşı uygulanmakta ve Tel Aviv'i devlet kuvvetleri arasında uzun soluklu bir sürtüşmeye sürüklemektedir. Türk analistin değerlendirmesine göre Ebu ed-Duhur saldırısı, Ocak ayında ABD gözetiminde kurulan ortak gerilim düşürme mekanizmasını kasıtlı olarak devre dışı bıraktı. Mossad Başkanı Roman Gofman, saldırıdan kısa süre önce İstanbul'da Amerikalı Büyükelçi Tom Barrack ile görüşen Suriyeli Dışişleri Bakanı Asaad el-Şaibani'yi uyarmıştı. Barrack kamuoyu önünde, Türk güç konuşlanmasına ilişkin İsrail iddialarının uydu görüntüleriyle doğrulanamadığını açıkladı. 25 Ağustos 2026'da Washington, Suriye'yi terör destekçisi devletler listesinden çıkardı; Ankara bu adımı İsrail'in gerekçelerinin çürütülmesi olarak yorumladı. 'Mavi Vatan', Füze Kapasitesi ve 'İslam NATO'su' Jeopolitik satranç tahtası denizlere ve füze envanterlerine doğru genişliyor. Doğu Akdeniz'de "Mavi Vatan" doktrini, Türk denizaltılarının sürekli devriyesi ve deniz tatbikatlarıyla hayata geçirilmekte; amaç İsrail'in Avrupa'ya uzanan enerji hatlarını kesmektir. Tel Aviv için batıya açılan bu deniz kapısı, sayısal üstünlüğe sahip Türk donanması karşısında tek açık ikmal hattı konumunda. Füze cephesinde Ankara, Mayıs 2026'da kıtalararası balistik füze Yıldırımhan'ı ve İsrail'deki kritik altyapıyı vuracak kapasitedeki kısa menzilli balistik füze Tayfun Block 2'yi tanıttı. Türkiye'nin nükleer silah edinme ihtimaline ilişkin yönetiminin tutumu da İsrail'de ciddi endişe kaynağı oluyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, CNN Türk'ün ülkenin nükleer güç edinmesi gerekip gerekmediğine dair sorusunu, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan doğan yükümlülüklere hiç değinmeden anlamlı bir sessizlikle geçiştirdi. Bu tutum, 7 Ağustos 2026'da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Mutabakatı ile bağlantılı. Sözleşme, NATO'nun 5. Maddesi'ni model alan kolektif savunma hükmü içererek nükleer silaha sahip tek Müslüman ülkenin katılımıyla bir "İslam NATO'su"nun çekirdeğini oluşturuyor. Ankara etki alanını güneye de yayıyor. Kızıldeniz'deki Bab el-Mendep Boğazı'nda deniz varlığını güçlendirirken Somali'deki en büyük yurt dışı askeri üssünü sürdürmekte ve füze fırlatma merkezi planlamaktadır; bu adımlar İsrail güzergahlarını çevreleyen stratejik bir derinlik oluşturuyor. ABD'nin Tutumu ve Çıkışsız Sabah İki analist Beyaz Saray'ın rolü konusunda beklendiği üzere birbirinden ayrışıyor. Yanarokzak, Donald Trump'ın 10 Haziran 2026'da kişisel ilişkisi nedeniyle Türkiye ile herhangi bir kırılma öngörmediğini belirtmesini gerekçe göstererek Washington'ı eylemsizlikle suçluyor...
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: newsbomb.gr · 09.09.2026 07:00:01 · Orijinal habere git →