Salı, 8 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Erdoğan'dan düşmanlara sert uyarı: Yanlış hesap yapmayın!

Türkiye, ulusal çıkarlarını tehdit eden adımlar atılması halinde kenarda durmayı düşünmüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün Bakanlar Kurulu toplantısının ardından verdiği en güçlü mesaj bu oldu. Mesaj, Orta Doğu'da artan gerilim ve geniş bölgedeki güç yeniden yapılanmasının yaşandığı bir dönemde geldi. Türk lider, Ankara'nın temkinli tutumunun zayıflıkla karıştırılmaması gerektiğini uyararak siyasi mesajını daha da keskin bir biçimde ortaya koydu: Türkiye'nin dostları kazanacak, düşmanlığı seçenler ise kaybedecek. Sakinliğimiz zayıflık değil Erdoğan, Ankara'nın geri adım atmayı düşünmediği sınırı çizmek için alışılmadık ölçüde sert bir dil kullandı. "Sakin ve dengeli tutumumuz kimseyi yanlış beklentilere sürüklememelidir" dedi. Ardından Türkiye'nin ülkeye yönelik operasyonlara izin vermeyeceğini ve bölgedeki düşmanca eylemleri seyirci olarak izlemeyeceğini vurguladı. Mesaj, geldiği an itibarıyla büyük önem taşıyor. Türkiye, en gergin jeopolitik hatların hemen yanı başında yer alıyor: Orta Doğu, Karadeniz, Kafkasya ve Doğu Akdeniz. Ankara aynı anda Batı, Rusya, İran, Arap devletleri ve Çin ile karmaşık ilişkiler yürütüyor. Erdoğan, bu denge politikasının pasiflik değil, Türkiye'nin ulusal çıkarlarının sınırlarını bizzat belirleme özgürlüğü anlamına geldiğini göstermek istiyor. "Kimseye karşı kesin bir düşmanlık beslemiyoruz" diyen Cumhurbaşkanı, Türkiye'yi baskı altına alma ya da rotasından saptırma girişimlerinin sonuç vermeyeceğini hemen ardından uyardı. "Türkiye'ye dost olanlar kazanacak, düşmanlığı seçenler kaybedecek" ifadesi toplantının en çarpıcı mesajları arasında yer aldı. Kendi rotasını belirleyen güç olarak Türkiye Erdoğan'ın sözlerinde Ankara'nın daha büyük bir hedefi de yansıdı: Türkiye'nin yalnızca bir NATO üyesi, AB adayı ya da bölgesel arabulucu olarak değil, özgün bir dış politikası olan bağımsız bir etki merkezi olarak algılanması. Erdoğan, bu stratejinin merkezine ulusal çıkarı koydu. Ona göre tarihsel bağlar, kültürel miras ve artan ekonomik ile askeri kapasite, Türkiye'ye uluslararası arenada çok daha geniş bir hareket alanı sağlıyor. Bu nedenle Ankara, hiçbir güç merkezinin otomatik olarak arkasına sıralanmadan farklı güç odaklarıyla ilişkilerini geliştirmeyi sürdürecek. Bu politika, 1 Eylül'de Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinde de açıkça kendini gösterdi. Erdoğan foruma katılarak Vladimir Putin ile yaklaşık bir buçuk saat görüştü. Rus Cumhurbaşkanı Türkiye'yi Moskova'nın "ayrıcalıklı ortakları" arasında tanımlarken Erdoğan da iki ülke ilişkilerinin benzeri görülmemiş bir yüksekliğe ulaştığını belirtti. Ankara ŞİÖ'ye giderek daha ciddi bakıyor Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün potansiyelini vurgulayarak Türkiye'nin örgütle temasını derinleştirme niyetini doğruladı. Çin, Rusya, Hindistan, İran, Pakistan ve çeşitli Orta Asya devletlerini bünyesinde barındıran örgüt, büyük Batı dışı güçlerin küresel politikadaki etkisini artırmaya çalıştığı platformların başına giderek yerleşiyor. Bişkek'teki zirvede liderler güvenlik, ticaret, enerji, ulaşım ve teknoloji alanlarında daha sıkı işbirliğine ilişkin bir bildiri kabul etti. Daha çok kutuplu bir uluslararası düzen çağrısını da yeniden gündemin önüne taşıdılar. Türkiye açısından bu tür platformlara katılım, Erdoğan'ın yıllardır savunduğu çizginin bir parçası: Ankara, Batılı ittifaklarını korurken Moskova, Pekin, Orta Asya ve Orta Doğu'ya açılan kanalları da canlı tutacak. Bu tutum Türkiye'nin diplomatik manevra alanını önemli ölçüde genişletiyor. Krizler fırtınası dinmeyecek Türk Cumhurbaşkanı, bölgedeki süregelen çatışmalar konusunda da sert bir mesaj verdi. Savaşların sonuçlarının artık sadece savaş meydanıyla sınırlı kalmadığını, petrol fiyatlarına, ulaşıma, enflasyona ve Orta Doğu'nun çok ötesindeki ekonomilere yansıdığını söyledi. Erdoğan, tırmanmanın bir bölümü için bir kez daha İsrail'in politikasını suçladı ve radikal olarak nitelendirdiği bu anlayış değişmediği sürece bölgenin krizler sarmalından çıkamayacağını uyardı. "Bu radikal zihniyet değişmediği sürece krizler fırtınası dinmeyecek" dedi. Öte yandan Ankara, diplomatik çözümler arayan taraf olarak kendini tanımlamayı sürdürüyor. ŞİÖ zirvesinde Erdoğan, Türkiye'nin çatışmalardan çıkış yolu bulmak için diyalog ve diplomasi yoluyla sorumluluk üstlendiğini bir kez daha dile getirdi. Erdoğan'ın ekonomik kozu Sert dış politika söylemi ekonomik verilerle de desteklendi. Türkiye'nin ihracatı 2026 yılının ilk sekiz ayında 185 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı; bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 4 artışa işaret ediyor. Yalnızca ağustos ayında 23,5 milyar dolarlık ihracat gerçekleşti; bu, cumhuriyet tarihinin o ay için en yüksek sonucu oldu. Erdoğan bu verileri, savaşlara, enerji sarsıntılarına ve küresel belirsizliğe karşın Türkiye'nin üretim, yatırım ve ihracata dayalı modelden vazgeçmediğinin kanıtı olarak sundu. Hükümet, Türk hanelerini en çok zorlayan sorunların başında gelen enflasyonla mücadeleyi de paralel biçimde sürdürme sözü verdi. Avrupa yönü Ankara için özellikle kritik olmayı koruyor. İlk sekiz ayda AB ülkelerine yapılan ihracat yaklaşık 71,8 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, Erdoğan'ın dış politika dengesinin öbür yüzünü gözler önüne seriyor: Türkiye, Rusya, Çin ve ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirebilir; ancak Avrupa pazarı ekonomik hesabının büyük bir parçası olmayı sürdürüyor. 100 bin misafir Antalya'yı küresel sahneye taşıyacak Erdoğan toplantıyı, COP31 İklim Konferansı öncesinde Türkiye'nin uluslararası hedeflerini vurgulamak için de kullandı. Kasım ayında Antalya'da düzenlenecek foruma 190'dan fazla ülkeden temsilci ve 100 binin üzerinde katılımcı bekleniyor. Hazırlıklar kapsamlı altyapı projelerini de içeriyor. Cumhurbaşkanı'nın açıklamasına göre trafiği rahatlatacak 38 kilometre yol çalışması tamamlandı; yapılan yatırımların forum sona erdikten sonra da şehre kalıcı katkı sağlaması hedefleniyor. Ankara böylece COP31'i yalnızca bir iklim etkinliği olarak değil, aynı zamanda diplomatik ağırlığının bir gösterisi olarak kullanmaya çalışıyor: Türkiye'nin konuk değil, ev sahibi olmak istediği bir dünya buluşması daha. İstanbul için yeni sosyal hamle Büyük jeopolitiğin yanı sıra Erdoğan, hükümetin konut atağının yeni bir evresini de duyurdu. 14 Eylül'den itibaren İstanbul'da 15 bin sosyal kiralık konut için başvurular alınmaya başlanacak; bunlardan 1.000'i için ilk kura Ekim ayında çekilecek. Bu konutlar, İstanbul'da 100 bin ve 81 ilin tamamında 500 bin sosyal konutu kapsayan ulusal projeye ek nitelik taşıyor. Hedef, yüksek fiyat ve kiralardan ciddi baskı gören hanelere daha erişilebilir konutlar sunmak. Buradaki siyasi etki de açık seçik ortada. Erdoğan, dışarıya yönelik güç gösterisini içeride sosyal ve altyapı projeleriyle bir arada sunuyor; bu Türkiye'yi büyük bir uluslararası oyuncu olarak konumlandırırken hükümetini de inşa eden, yatırım yapan ve somut ekonomik kazanımlar dağıtan bir güç olarak öne çıkarmayı hedefleyen tanıdık bir formül. Ancak tüm bunların üzerinde Ankara'nın uyarısı belirleyici unsur olmaya devam etti. Erdoğan, Türkiye'nin barış ve işbirliği istediğini vurgularken sakinliğinin geri adım olarak yorumlanmasına rıza göstermeyeceğini de netleştirdi. Çevresindeki çatışmaların çoğaldığı bu dönemde bu söylem artık yalnızca iç siyasi retorik olarak değil, Türkiye'nin bölgesel yeniden yapılanmanın önümüzdeki evresinde nasıl hareket etmeyi planladığına dair somut bir irade beyanı olarak yankılanıyor.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: standartnews.com · 08.09.2026 10:31:10 · Orijinal habere git →