Pazartesi, 7 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Türk medyasının Yunanistan söylemi değişiyor: Atina artık İsrail stratejisinin uzantısı olarak sunuluyor

Son aylarda Türkiye'deki hükümete yakın ve milliyetçi basının Yunanistan'a yönelik söyleminde belirgin bir kırılma yaşanıyor. Yeni Türk anlatısında Yunanistan, artık bağımsız bir "ikili" rakip olarak değil, İsrail'in Doğu Akdeniz'deki geniş çaplı stratejisinin bir uzantısı olarak sunulmakta. Yazarlar: EY. ARETAIU, TH. PANOU – KAYNAK: Realnews Bu, bilinen Yunanistan karşıtı söylemin sıradan bir tırmanması ya da "maksimalizm", silahlanma ve Türkiye'yi çevreleme girişimine ilişkin eski suçlamaların tekrarı değil; bu iddialar zaten yıllardır gündemdeydi. Asıl kırılma çok daha derin: Yunanistan, ABD ve AB'nin zaman zaman "desteğiyle" kendi ulusal stratejisini izleyen bağımsız bir rakip olarak değil, giderek artan biçimde İsrail'in Doğu Akdeniz'deki kapsamlı planının bir parçası, aracı ya da uzantısı olarak tanımlanıyor. Bu değişim dilde somut biçimde kendini gösteriyor. "Araç", "piyon", "Truva atı", "cephe" ya da Yunanistan'ın "ön saflara itildiği" gibi ifadeler, Yeni Şafak ve Türkiye Gazetesi gibi hükümete yakın gazetelerde giderek daha sık yer buluyor. Eski Türk anlatısında Atina, ABD ve AB desteğiyle Ankara'ya yönelik kendi stratejik baskısını uygulayan, sıkça "Avrupa'nın şımarık çocuğu" olarak nitelendirilen bir aktör konumundaydı. Yeni versiyonda Yunanistan yine düşman konumunda; ancak artık gerçek stratejinin mimarı olarak görülmüyor; bu rolün arkasına, giderek daha sistematik biçimde İsrail yerleştiriliyor. "Achilles Kalkanı" Bu eğilim, "Achilles Kalkanı" anlaşmasına yönelik haberlerde açıkça gözlemlendi. Yunanistan-İsrail anlaşması, Atina'nın sıradan bir önemli savunma tercihi olarak değil; hükümete yakın ve muhalif basının Yunanistan'ın İsrail'e bağımlılığının simgesi olarak sunmak için yarıştığı bir gelişme olarak değerlendirildi. Hürriyet, "Yunanistan'ın Aşil Tendonu" başlıklı bir yazıyla Yunan programının adını ironik biçimde tersine çevirmek için kullandı. Gazetenin yazarına göre Yunanistan yalnızca İsrail sistemleri satın almıyor, "hava egemenliğinin kritik sistemini dış kaynaklara devrediyor." Böylece Atina'nın özerkliğini güçlendirme olarak sunduğu bir savunma programı, Türk hükümeti yanlısı köşe yazarlığında tam tersine özerklik kaybının kanıtına dönüştürülüyor. Çok daha çarpıcı olan husus ise hükümete yakın basının bu duruma yüklediği siyasi boyut: Yunan stratejisi ile Türk savunma sanayisinin gelişimi karşılaştırılıyor; iki ülke birbirinin karşıtı iki modelin örneği olarak sunuluyor. Bir yanda hükümete yakın anlatıya göre öz-yeterliliğe ve yerli üretime yatırım yapan Türkiye; öte yanda İsrail teknolojisine milyarlarca dolar harcayan ve Türk medyasının ifadesiyle "bağımlılığını caydırıcılık olarak sunan" Yunanistan. "İsrail Yunanistan için savaşmaz" şeklindeki Türkçe ifade bu yeni bakış açısını özetliyor. Atina artık yalnızca Türkiye'ye karşı silahlanmakla suçlanmıyor; güvenliğini, kendisini nihayetinde kendi çıkarları için kullanacak bir dış güce dayandırmakla da itham ediliyor. "Achilles Kalkanı" böylece anlam düzeyinde Yunan savunma sisteminden Yunanistan üzerindeki "İsrail şemsiyesine" dönüştürülüyor. Hükümete yakın gazeteler bu nitelendirmeyi "Siyonist kalkan" olarak kullanmaya başladı ve böylece salt bir savunma-tedarik ilişkisini siyasi propaganda malzemesine dönüştürdü. İletilen mesaj, yalnızca Yunanistan'ın İsrail silahı aldığı değil; İsrail'in stratejik varlığının coğrafi olarak Yunan topraklarına taşındığıdır. İşte tam da burada Türk medyasının kullandığı dildeki en önemli değişim yatıyor. Yunanistan artık Ege'yi, Doğu Akdeniz'i, Kıbrıs'ı, Suriye'yi ve İsrail'i birbirine bağlayan tek bir jeopolitik anlatının içine yerleştiriliyor. Geçmişte bu meseleler çoğunlukla ayrı ayrı ele alınırken, bugün giderek artan sıklıkla aynı stratejik çatışmanın farklı cepheleri olarak sunuluyor. Bir Yunan savunma tercihi, İsrail'in Suriye'deki askeri hamlesi ve bir Kıbrıs savunma anlaşması artık aynı yorumlama süzgecinden geçirilip nihai hedefi Türkiye'yi sınırlamak olan —ve baş aktörü ile egemen rakibi olarak İsrail'in konumlandırıldığı— bölgesel bir mimarinin parçaları olarak okunuyor. Kıbrıs Kıbrıs aynı anlatıya dahil ediliyor; ancak farklı bir konumda. Yunanistan'ın çoğunlukla bir araç ya da ileri konumdaki ortak olarak tanımlandığı yerde, Kıbrıs Cumhuriyeti giderek artan biçimde İsrail'in askeri, ekonomik ve stratejik derinlik kazandığı bir alan olarak nitelendiriliyor. Savunma alanındaki işbirlikleri, İsrail sistemlerinin satın alınması, yatırımlar ya da gayrimenkuller, bazı Türk medya kuruluşları tarafından Lefkoşa'nın münferit tercihleri olarak değil, İsrail'in Doğu Akdeniz'e yönelik daha derin bir nüfuzunun işaretleri olarak değerlendiriliyor. Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki fark ince ama önemli. Yunanistan ağırlıklı olarak siyasi ve askeri bir araç olarak tanımlanırken, Kıbrıs daha çok coğrafi bir platform olarak öne çıkıyor. Birinci durumda vurgu Atina'nın İsrail tarafından "manipüle edilmesi" üzerinde yoğunlaşırken, ikinci durumda İsrail'in Türkiye kıyılarına yakın erişim, altyapı ve stratejik derinlik elde etmesi ön plana çıkıyor. Sonuç olarak, Türkiye'deki hükümete yakın ve muhalif basının bölgeyi okuduğu tehdit haritası da kademeli biçimde değişiyor. Yunan-Türk çatışması ortadan kalkmıyor, Ege ve Kıbrıs'taki eski anlaşmazlıklar da önemsizleştirilmiyor; aksine bunlar daha büyük bir çerçeveye yerleştiriliyor. Yunanistan ve Kıbrıs, artık yalnızca Türkiye'nin tarihsel ve stratejik anlaşmazlıklar yaşadığı ülkeler olarak sunulmuyor; İsrail ile olan geniş çaplı çatışma yayının üzerindeki noktalar olarak konumlandırılıyor. Bugünkü dilsel dönüşümü önemli ve niteliksel olarak tehlikeli kılan da tam olarak bu. Atina, bağımsız bir aktör —ya da en azından Batı'nın "şımarık çocuğu"— olarak değil de İsrail'in uzantısı olarak ele alındığında, Yunan adımları da çok daha kolaylıkla daha geniş bir düşmanca stratejinin parçası olarak yorumlanabilir hale geliyor. Bu mantığa göre "Achilles Kalkanı" artık salt bir Yunan savunma programı değil; Türk okumasında yeni bir dönemin simgesine dönüşüyor: Yunanistan'ın ve farklı ölçüde Kıbrıs'ın, giderek artan biçimde Türk-İsrail bölgesel çatışmasının büyük anlatısına dahil edildiği bir dönem. Kalın'ın Ziyareti: Doğu Akdeniz Masaya Yatırıldı MİT ve EYP başkanları Atina'daki görüşmede Suriye, Lübnan ve Libya gündemini ele aldı Türk istihbarat örgütü MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın, Yunanistan İstihbarat Servisi EYP'nin başkanı Themistoklis Demir'le Atina'daki görüşmesinde Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Avrupa'ya ilişkin jeopolitik ve jeostrateji gündemleri ele alındığı ileri sürülüyor. Esasen gizli tutulan bu toplantı; iki ülke ilişkilerinin en sakin dönemlerini yaşamadığı bir süreçte gerçekleştirilen Kalın'ın Atina ziyaretiyle birlikte gazetecilik kaynakları aracılığıyla kamuoyuna sızdı. İki isim, uzun yıllar dışişleri bakanlıklarında yürüttükleri görevlerden birbirini yakından tanıyor; bu dönemde yapıcı bir çalışma ilişkisi kurmuşlardı. İbrahim Kalın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın en yakın çalışma çevresine mensup; yıllarca krizlerin "kırmızı hattını" açık tutan isim olarak öne çıkan biri. Görüşmede konuşulanlar doğal olarak sır perdesi arkasında kalıyor; ancak kaynaklara göre uzun süren bu toplantıda gündemin odağını, iki ülkenin jeostrateji çıkarlarının kesiştiği Doğu Akdeniz meseleleri ve özellikle Suriye, Lübnan ve Libya'daki açık dosyalar oluşturdu. Açık İletişim Kanalı Görüşmede aynı zamanda gerginlikle geçen mevcut dönemde iki ülke arasındaki ilişkiler de ele alındı. Kaynaklara göre her iki yetkili, iletişim kanallarının açık tutulması ve doğrudan temasların sürdürülmesi konusunda mutabık kaldı. Nitekim anlaşılır nedenlerle kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir yetkili Realnews'e şunları söyledi: "Birbirimizle konuştuğumuz sürece hem iyimserlik hem de anlayış zemini var; bunun kriz çözümü açısından ne anlama geldiği ortada." EYP'nin resmi tutumunun "yorum yok" olarak kaldığı ve dolayısıyla haberlerin yalnızca kaynak bilgisine dayandığı belirtilmeli. Yetkililer arasındaki bir diğer gündem maddesinin yasadışı göç olduğu öğrenildi: Hem Türkiye kıyılarından hem de diğer giriş noktalarından gerçekleştirilen yasadışı geçişler ve komşu ülkede faaliyet gösteren bir göçmen kaçakçılığı şebekesi ele alındı. İki servis arasındaki sıkı işbirliğinin ardından söz konusu şebekenin faaliyeti, hem Türkiye'de hem de Yunanistan'da yürütülen operasyonlarla büyük ölçüde zayıflatıldı. Görüşmede uluslararası terörün de gündeme geldiği ve bu alanda iki ülke arasında dinamik bir işbirliğinin geliştiği belirtiliyor. Demir, Kalın onuruna şehir merkezindeki ve dışarıdan bakışa kapalı bir mekânda özel bir yemek verdi. Menü Yunan mutfağından oluşuyordu; Türk yetkilinin Yunan yemeklerine büyük merak beslediği biliniyor. İki istihbarat başkanının Başbakanlık Makamı'nı (Maksimou Köşkü) ziyaret ettiğine ve Kalın'ın Başbakan'la görüştüğüne ilişkin bilgilerin ise EYP tarafından resmi olarak doğrulanmadığı kaydedildi.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: enikos.gr · 07.09.2026 11:58:57 · Orijinal habere git →