Pazartesi, 5 Ekim 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Erdoğan'ın yeni bahsi: Türkiye NATO, Rusya ve neo-Osmanlı hayali arasında

Amerikan tahvillerine yapılan yatırımların dramatik biçimde azaltılması, Rusya ile enerji ortaklığının pekiştirilmesi, Körfez ülkelerinden ayrılan uluslararası yatırımcılara yönelik son derece cazip bir vergi rejiminin hayata geçirilmesi ve Ankara'nın bölgesel rolüne ilişkin giderek güçlenen söylem; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yalnızca iç ekonomik sorunları yönetmekten fazlasını hedeflediğine işaret ediyor. Asıl hedef, Türkiye'yi Batı, Rusya ve İslam dünyası arasında eş zamanlı olarak köprü işlevi görebilecek özerk bir güç merkezi hâline getirmek gibi görünüyor. Dikkatleri çeken ilk hamle, Ankara'nın Mart ayında ABD Hazine tahvili varlıklarını tek ayda yaklaşık 16 milyar dolardan yalnızca 1,8 milyar dolara indirme kararı oldu. Resmî açıklamada, Türk lirasının baskı altında kalmaya devam ettiği ve enflasyonun yüzde 30'u aştığı bu dönemde döviz rezervlerinin korunması gerekçe olarak gösterildi. Ancak bu karar, jeopolitik açıdan farklı bir mesaj da taşıyor. ABD tahvilleri geleneksel olarak dünyanın en güvenli finansal varlıkları arasında yer alıyor ve Washington'ın müttefiki olan devletler tarafından da elde tutuluyor. Bu yatırımlardan neredeyse tamamen vazgeçilmesi, Ankara'nın ABD'nin hâkim olduğu finansal sisteme olan bağımlılığını azaltmak istediğinin sinyali olarak yorumlanabilir. Bu yeniden konumlanma, enerji alanında Rusya ile süregelen yakınlaşmayla da destekleniyor. Rus şirketi Rosatom tarafından inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Türkiye tarihinin en önemli enerji projelerinden birini oluşturuyor. Tamamlandığında ülkenin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 10'unu karşılayacak olan santral, aynı zamanda Moskova'ya yönelik uzun vadeli stratejik bir bağımlılık ilişkisi de yaratacak. Paradoks açıkça ortada. Türkiye, 2053'e kadar yeşil dönüşüm ve iklim nötrlüğünden söz ederken, pek çok Avrupa ülkesinin tam tersini yapmaya çalıştığı bir dönemde Rusya ile enerji bağlarını güçlendiriyor. Ekonomik atılım Öte yandan belki de en çarpıcı hamle, uluslararası sermayeyi çekmeye yönelik başlatılan ekonomik atılım. Ortadoğu'daki gerilimlerden kaynaklanan belirsizliklerden ve Körfez finans merkezlerindeki oynaklıktan yararlanan Erdoğan hükümeti, son yılların en agresif vergi teşvik paketlerinden birini hayata geçirdi. Açıklanan önlemler arasında yurt dışında elde edilen gelirler için yirmi yıl süreyle sıfır vergi, şirketler için son derece düşük vergi oranları, sermaye repatriasyonuna kolaylıklar, yatırım yoluyla vatandaşlık ve şirket kuruluş süreçlerinde köklü basitleştirme yer alıyor. Bu adımların yanı sıra ipotek sistemi reformu, milyonlarca Türk alıcı için kredi erişimini kolaylaştırarak konut piyasasını canlandırmayı hedefliyor. Bu önlemlerin yabancı sermaye girişiyle desteklenmesi hâlinde İstanbul ve büyük kıyı şehirleri, yeni bir yatırım dalgasının başlıca yararlanıcıları olabilir. Ne var ki bu strateji yeni değil. On yılı aşkın bir süre önce Türk yetkililer, İstanbul'u Avrasya'nın finans merkezi hâline getirme projesini zaten gündemine almıştı. Bugün jeopolitik konjonktür, Ankara'ya bu fırsatı değerlendirme imkânı sunuyor gibi görünüyor. İsrail ile jeopolitik rekabet Öte yandan Erdoğan'ın siyasi söylemi, ülkenin salt ekonomik yeniden canlanmasının çok ötesine geçen bir hırsın göstergesi. Türk lider, Türkiye'den sık sık 'yeni dönemin' büyük güçlerinden biri olarak söz ediyor ve Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgedeki tarihsel rolünü sık sık anımsatıyor. Pek çok Batılı analistin Ankara'nın dış politikasını tanımlamak için kullandığı 'neo-Osmanlıcılık' ifadesi de buradan geliyor; Türk yetkililer bu etiketi benimsemese de. Bu vizyon, Gazze savaşıyla birlikte hız kazanan İsrail ile ilişkilerin bozulmasıyla da örtüşüyor. Ankara, İsrail'in askerî operasyonlarının en sert eleştirmenlerinden biri hâline geldi; iki hükümet arasındaki suçlamalar giderek yoğunlaşarak endişe verici boyutlara ulaştı. Bu bağlamda bazı İsrailli siyasetçilerin Türkiye'yi stratejik rakip olarak tanımlaması, Türk yönetiminin bölgesel ortamın Ankara'nın çıkarlarına karşı giderek daha düşmanca bir hal aldığı algısını besledi. Öte yandan kamuoyunda, bazı İsrail partilerinin de bölgesel nüfuzlarını genişletme peşinde olduğuna dair çok sayıda senaryo dolaşıyor. Bu yorumların doğruluk payı ne olursa olsun, bir husus kesin gibi görünüyor: Türkiye yönetimi, çok daha yoğun bir jeopolitik rekabet dönemine girmiş olduğu bilinciyle hareket ediyor. Bu rekabetin merkezinde ise Boğaz yer alıyor. Karadeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayan Boğaz, gezegendeki en önemli stratejik noktalardan biri olmayı sürdürüyor. Dünya tahıl ve enerji ticaretinin önemli bir bölümü bu güzergâhtan geçiyor; bu rota üzerindeki denetim Ankara'ya çok az devletin sahip olduğu bir etki gücü kazandırıyor. Bütün bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde tutarlı bir strateji ortaya çıkıyor. Türkiye, ABD'ye finansal bağımlılığını azaltmaya, Rusya üzerinden enerji güvenliğini sağlamaya, rekabetçi bir vergi rejimiyle küresel sermayeyi çekmeye ve Avrupa, Ortadoğu ile Asya arasındaki eşsiz coğrafi konumunu değerlendirmeye çalışıyor. Peki Ankara bu dengeyi sürdürebilir mi? Türkiye NATO üyesi olmakla birlikte Rusya ile stratejik iş birliği yapıyor. Ülke hâlâ Batı pazarlarına bağımlı, ama bu pazarlara alternatif arayan sermayeye mıknatıs olmaya çalışıyor. Bunların yanı sıra Erdoğan, İsrail'i sert biçimde eleştirirken Batılı müttefiklerle geri dönüşü olmayan bir kopuştan kaçınmak zorunda. Bu stratejinin başarısı ya da başarısızlığı, Türk liderin ülkenin coğrafi ve ekonomik avantajlarını sürdürülebilir bir jeopolitik projeye dönüştürme kapasitesine bağlı olacak. Başarılı olursa Ankara, yeni bölgesel düzenin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline gelebilir. Başarısız olursa ise büyük güçler arasına sıkışıp hiçbirinin tam olarak parçası olamama riskiyle yüz yüze kalır.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: jurnalul.ro · 29.07.2026 03:00:00 · Orijinal habere git →