Pazar, 6 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Operasyon Sindoor Yeniden Başlarsa Ne Olur? Suudi Arabistan ve Türkiye Pakistan'a Koşar mu?

Mekke Paktı'nın, Operasyon Sindoor'un yalnızca askıya alındığı ve Pakistan gelecekte terörizme başvurursa yeniden başlatılacağı yönündeki doktrini olumsuz etkileyip etkilemeyeceği sorusu gündeme geldi. Ancak Büyükelçi T P Sreenivasan'ın altını çizdiği üzere, Mekke Paktı yalnızca saldırganlık kavramından söz etmekte; terörizme karşı savunmaya yer vermemektedir. Temel Noktalar - Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye'yi kapsayan yeni bir güvenlik ittifakı olan Mekke Paktı, Körfez jeopolitiğini yeniden şekillendiriyor ve geleneksel ABD güvenlik güvencelerinin ötesine geçiyor. - İttifak, Körfez ülkelerinin İran insansız hava aracı tehditleri karşısında alternatif güvenlik düzenlemeleri arayışına girmesiyle ortaya çıktı; bu ülkeler ABD varlığını bizzat bir risk olarak algılamaya başladı. - Pakistan'ın ABD ile İran arasında arabulucu rolü üstlenmesi, ülkenin Mekke Paktı'na dahil edilmesine katkı sağladı ve bu durum Hindistan'da Operasyon Sindoor doktrinine ilişkin kaygılara yol açtı. - Paktın 'saldırganlık' kavramına odaklanması, 'terörizm' ifadesini kullanmaması Hindistan'ın bazı endişelerini hafifletebilir; ancak Pakistan ve Türkiye'nin ittifakta yer alması nedeniyle İsrail ve ABD'nin paktı şüpheyle karşılaması bekleniyor. - Çin'in bölgedeki Amerikan etkisinin geri plana çekilmesini memnuniyetle karşılaması öngörülürken, Hindistan'ın Körfez'in savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde önemli bir ortak konumuna gelmesi bekleniyor. ABD-İran savaşının öngörülmeyen sonuçlarından biri Körfez'de yaşanan çalkantı oldu; bu çalkantı, altın yumurtlayan kazları koruma misyonunun ötesine geçen yeni bir güvenlik paradigmasının önünü açtı. Petrol akışını sağlayarak Amerikan benzin istasyonlarına ucuz ve güvenli yakıt ulaştırma kaygısı, ABD'nin Körfez politikasını yönlendiriyordu. Komünistlerden ya da teröristlerden kaynaklanan ciddi bir tehdit yoktu. İran Devrimi'nin ardından Tahran'da İranlıların Amerikan diplomatları rehin aldığı dönemde bile, 11 Eylül sonrasında da Amerikan çıkarları güvendeydi. ABD'nin Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin, silahsız teröristlerin ele geçirdiği yolcu uçaklarıyla yıkılmasının hemen ardından çok sayıda İranlı vatandaşın ülkeyi terk etmesine göz yumduğuna dair doğrulanmamış haberler de gündeme geldi. Mekke Paktı'nın Doğuşu Ancak İran insansız hava araçları BAE ve Katar semalarında görününce, Körfez ülkeleri Amerikan şemsiyesi altında dahi güvenliklerinin tehdit altında olduğunu hissetti. Bölgedeki Amerikan varlığının, İran insansız hava araçlarının Körfez üzerinde süzüldüğü koşullarda bizzat tehdit unsuruna dönüşmesiyle birlikte ülkeler alternatif arayışına girdi. Amerikalıları bölgeden çıkarmalarının mümkün olmadığı ortada; ancak İslam kardeşliği çerçevesinde birbirleriyle örtüşen güvenlik düzenlemeleri kurma yoluna gidiyorlar. Pakistan'ın Körfez ülkeleri arasında köprü işlevi görmeye başlaması, ABD-İran savaşından önce başladı. Pakistan, 17 Eylül 2025'te Suudi Arabistan ile Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması imzaladı; bu adım Hindistan'da ve başka yerlerde kaş kaldırdı. Anlaşmanın, 'taraflardan birine yönelik her türlü saldırının her ikisine karşı yapılmış saldırı sayılacağını' öngören NATO hükmünü içermesi, bunun hangi gerekçeyle imzalandığını sorgulatır hale getirdi. Ne var ki bu, 7 Ağustos 2026 Mekke Paktı'na uzanan sürecin başlangıcıydı. Türkiye'nin gruba katılmasıyla imzalanan bu paktin ardından Kuveyt de Pakistan ile ikili anlaşma imzalayarak Kuveyt ile Mekke Paktı ülkeleri arasındaki askeri işbirliğini genişletti. Bangladesh'in de Pakt'a katılmakla ilgilendiğine dair haberler kaygı verici olmakla birlikte, ülkenin şu anda başka öncelikleri bulunuyor. Hindistan'ın Kaygıları ve Jeopolitik Yansımalar Hindistan, Pakistan'ın ABD ile İran arasında arabulucu olarak öne çıkmasından rahatsızlık duymuş; ancak Pakistan'ın elinde somut bir barış planı bulunmadığını da not etmiştir. Pakistan yalnızca mekan sağlamış ve eskiden ABD ile Çin arasında yaptığı gibi mesajları iletmiştir. Bununla birlikte, Pakistan'ın barış yapıcı profilinin güçlenmesi ülkenin Türkiye ile birlikte Mekke Paktı'na üye olmasına zemin hazırlamıştır. Yeni Pakt'ın, Operasyon Sindoor'un yalnızca askıya alındığı ve Pakistan terörizme başvurduğu takdirde yeniden başlatılacağı yönündeki Hindistan doktrinini zedeleyip zedelemeyeceği sorgulanmaktadır. Ancak Mekke Paktı yalnızca saldırganlık kavramını kullanmakta; terörizme karşı savunmayı kapsamamaktadır. ABD, İran ve İsrail'in Pakt konusunda Hindistan'dan çok daha fazla endişe taşıması gerekmektedir. İran ve Pakistan'ın eski müttefiki Türkiye'nin Pakt'taki varlığı kendi içinde çelişkiler barındırıyor. Körfez'de barışın güvencesi olarak ABD'nin devre dışı bırakılması, Türkiye'nin bir Körfez ittifakına sızması nedeniyle Washington açısından ciddi bir kayıp anlamına geliyor. İsrail, Pakistan'ın Pakt içindeki varlığı nedeniyle kuşkuyla yaklaşacaktır. Çin ise bölgedeki Amerikan etkisinin gerilemesini memnuniyetle karşılayacaktır. Genel bir değerlendirmeyle, Mekke Paktı Körfez'deki jeopolitiği köklü biçimde dönüştürdü; İran da Körfez ülkelerine sırf Amerikalıları kızdırmak için saldırmanın sorumluluğunu üstlenmek durumundadır. Gelecek Görünümü ve Hindistan'ın Rolü Bir anlamda Pakt'ın bölge dışından birçok ülkeyi kapsayacak şekilde genişlemesi onu zayıflatabilir. BAE ile Suudi Arabistan arasındaki derin görüş ayrılıkları da Pakt'a yönelik kuşkuları derinleştirebilir. ABD-İran savaşı sona erdiğinde Mekke Paktı, Körfez'de yeni bir düzen değişikliğine yol açacak ve Hindistan zamanla Körfez ülkelerinin bölgeyi yeniden inşa etme sürecinde önemli bir ortak haline gelecektir. Pakt, Hindistan vatandaşlarının bölgedeki varlığını etkilemeyecektir; zira Körfez ülkeleri işçi temininde Pakistan'a yönelmeyecektir. Savaşın bıraktığı yıkımın boyutu belirleyici olacaktır. İran da Hindistan'ın savaşın sona erdirilmesinde rol oynamasını isteyecektir; nitekim İran Cumhurbaşkanı bu hafta Şangay İşbirliği Örgütü zirvesinde Başbakan Modi'ye bu yönde sinyal vermiştir. Hindistan'ın bu çağrıya nasıl yanıt vereceği ise Cumhurbaşkanı Trump'ın öngörülmez tutumunu sürdürüp sürdürmeyeceğine bağlı olacaktır. Büyükelçi T P Sreenivasan, Rediff'in uzun süreli yazarlarındandır.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: rediff.com · 04.09.2026 07:39:01 · Orijinal habere git →