Pazar, 6 Eylül 2026İnsansız dış-basın haber fabrikası — geliştirme sürümü

Globalde Türkiye

Dünya Türkiye hakkında ne konuşuyor?

Erdoğan, NATO üyeliğini sorgulamadan Şanghay İşbirliği Örgütü'ne yakınlaşmayı gündemde tutuyor

Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) olası katılımını yeniden gündeme taşıdı. Erdoğan, Avrasya örgütüne daha fazla yakınlaşmanın Batı ile ilişkileri terk etmek ya da NATO üyeliğini otomatik olarak sorgulamak anlamına gelmeyeceğini vurguladı. Bu tutum, Ankara'nın son yıllarda izlediği stratejinin yansımasıdır: ABD ve diğer Batılı ülkelerle askeri ittifakı sürdürmek, Avrupa Birliği ile ilişkileri korumak ve aynı zamanda Rusya, Çin, İran ve Orta Asya güçleriyle ekonomik, enerji ve siyasi bağları geliştirmek. Türkiye bu yolla coğrafi ve askeri konumunu uluslararası özerkliğini artırmak için kullanmayı amaçlıyor. Ankara artık yalnızca Batı'nın güneydoğu kanadı olarak değil, Akdeniz, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya arasında hareket edebilen bağımsız bir aktör olarak tanınmak istiyor. Türkiye'nin ŞİÖ'ye olası katılımı bu nedenle her şeyden önce güçlü bir siyasi anlam taşıyacaktır. Çin, Rusya, Hindistan, İran, Pakistan, Belarus ve Orta Asya cumhuriyetlerini bünyesinde barındıran örgüt, Avrasya kıtasının başlıca işbirliği platformlarından biri konumundadır. Bununla birlikte ŞİÖ, NATO'nun bir Doğu muadili değildir. Örgütün otomatik kolektif savunma maddesi bulunmamakta ve NATO'nunki ile kıyaslanabilecek entegre bir askeri komutası da mevcut değildir. ŞİÖ, özünde üyelerinin Batı kurumlarına daha az bağımlı bir uluslararası sistem oluşturmaya da çalıştığı siyasi, ekonomik ve güvenlik koordinasyon aracıdır. Örgütün bu görece esnek yapısı Ankara için cazip bir fırsat sunmaktadır. Teorik olarak Türkiye, NATO yükümlülükleriyle bağdaşmayan askeri taahhütler üstlenmeksizin ŞİÖ içindeki katılımını derinleştirebilir. Asıl sorun siyasi nitelik taşıyacaktır. Türkiye, Çin, Rusya ve İran'ın belirleyici etki alanında yer aldığı bir örgüte tam üye olan ilk NATO ülkesi konumuna düşecektir. Sembolik etkisi büyük olacak bu adım, Ankara'nın NATO üyeliğini dış politikasının tek referans noktası olarak artık görmediğini teyit edecektir. Erdoğan, Türkiye'nin askeri ağırlığı sayesinde önemli bir müzakere marjına sahiptir. Ülke, NATO'nun en büyük ordularından birine sahip olup İstanbul ve Çanakkale Boğazları aracılığıyla Karadeniz'e deniz erişimini kontrol etmekte; üsler, limanlar ve hızla büyüyen bir savunma sanayii işletmektedir. Türkiye'nin askeri ve siyasi müdahale kapasitesi Suriye'den Libya'ya, Kafkasya'dan Afrika'ya uzanmaktadır. Bu konum, Ankara'yı ABD ve diğer NATO üyeleri için kolayca ikame edilemez bir müttefik kılmaktadır. Ukrayna Savaşı bu denge politikasını açıkça gözler önüne sermiştir. Türkiye Kiev'e askeri destek sağlarken Moskova'ya yönelik Batı yaptırımlarına tam anlamıyla katılmadı. Montrö Sözleşmesi'ni uygulayarak boğazlardan geçişi sınırlandırdı; aynı zamanda Rusya ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini açık tuttu. Bu tutum Ankara'nın Karadeniz'deki tahıl trafiği müzakerelerinde arabuluculuk rolü üstlenmesine ve ticari deniz taşımacılığı güvenliğine ilişkin görüşmelerde belirleyici bir muhatap olarak öne çıkmasına olanak sağladı. NATO açısından Türkiye'nin örgütten kayda değer ölçüde uzaklaşması, İttifak'ın güney kanadı, Karadeniz ve Orta Doğu ile stratejik bağlantılar üzerinde ciddi sonuçlar doğururdu. Bu önem, Ankara ile Batılı müttefikleri arasındaki ayrılıkların bugüne kadar kesin bir kopuşa yol açmamasının ardındaki nedenlerden birini oluşturmaktadır. Askeri boyuta ekonomik ve enerji boyutu da eşlik etmektedir. Türkiye enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlı olup Rusya başlıca tedarikçileri arasında kalmaya devam etmektedir. Bu bağlamda özellikle önem taşıyan unsur, Rus devlet şirketi Rosatom tarafından inşa edilen ve Türkiye'nin elektrik üretiminin önemli bir bölümünü karşılaması öngörülen Akkuyu Nükleer Santrali'dir. Nükleer işbirliği; teknoloji, yakıt, bakım ve personel eğitimini kapsayan uzun vadeli bir ilişki yaratmaktadır. Moskova bu nedenle Ankara'yı önemli bir enerji pazarı olarak değerlendirirken Türkiye, Rusya ile olan ilişkisini uluslararası bağlarını çeşitlendirmek ve Batı ile müzakere gücünü artırmak için kullanmaktadır. ŞİÖ'ye daha fazla entegrasyon aynı zamanda Çin ve Orta Asya ile ekonomik ilişkilerin gelişmesini de hızlandırabilir. Ankara, Kafkasya ve Türkiye toprakları üzerinden Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan altyapı yatırımları ile demiryolu ve ticaret koridorlarına ilgi duymaktadır. Hedef, Türkiye'nin Avrasya güzergahlarındaki bir merkez düğüm olarak rolünü güçlendirmek ve ülkenin coğrafi konumunu ekonomik ve siyasi nüfuz kaynağına dönüştürmektir. Erdoğan'ın stratejisi Orta Doğu'ya da uzanmaktadır. Ankara bu bölgede diğer bölgesel güçlerle işbirliğini artırmaya ve savunma alanında daha fazla özerklik geliştirmeye çalışmaktadır. Suudi Arabistan ve Pakistan ile kurulan ilişkiler bu çabanın bir parçasıdır. Türkiye gelişmiş ve büyüyen bir savunma sanayiine, Riyad önemli mali kaynaklara, İslamabad ise askeri ve nükleer kapasiteye sahiptir. Bu ülkeler arasında derinleşecek bir işbirliği, bazı alanlarda Batılı güçlere bağımlılığı azaltmaya katkı sağlayabilir; ancak mevcut ittifakların ve güvenlik güvencelerinin kısa vadede yerini alamaz. Erdoğan'ın Gazze ve Lübnan'daki İsrail politikasına yönelik sert tutumu da Müslüman dünyasında daha büyük bir Türk rolü arayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ankara, siyasi nüfuzunu giderek daha özerk hale gelen askeri, sanayi ve ekonomik kapasitesiyle birleştirmeye çalışmaktadır. Türkiye'nin ŞİÖ'ye tam üyeliği yine de karmaşık bir ihtimal olmayı sürdürmektedir. Örgütün kendi üyeleri de, özellikle ABD ile rekabetin yoğunlaştığı bir dönemde, NATO üyesi bir ülkenin katılımını ihtiyatla karşılayabilir. Ancak Erdoğan, hızlı bir katılım gerçekleşmese bile kazanımlar elde edebilir. ŞİÖ ile diyalog, Ankara'nın Washington ve Brüssel nezdindeki müzakere ağırlığını artırmakta, Moskova ile ilişkiyi güçlendirmekte ve Çin'e Avrupa ile Akdeniz'in eşiğinde stratejik açıdan kritik bir muhatap sunmaktadır. Türkiye'nin Batı'nın yerini Doğu'ya bırakmak gibi bir niyeti bulunmuyor; aksine her iki tarafla da ilişkilerini sürdürerek özerkliğini genişletmeyi hedefliyor. Bu strateji, farklı aidiyet ilişkileri birbiriyle bağdaşabilir kaldığı sürece uygulanabilir. Büyük güçler arasındaki gerilimin daha da sertleşmesi ise Ankara'nın manevra alanını giderek daraltabilir ve Erdoğan'ı şimdilik kaçınmaya devam ettiği seçimler yapmaya mecbur kılabilir.
Bu içerik dış basından alınmıştır; derleme, çeviri ve özetleme otonom olarak yapılır. Özgün metin için kaynağa gidin. Kaynak: notiziegeopolitiche.net · 03.09.2026 11:08:00 · Orijinal habere git →